Türkiye'de LGBTİ+ kurum ve aktivistlerine karşı bir saldırı dalgası başlatıldı. 160'dan fazla kişi gözaltına alınmış ve bunlar Ankara'da toplanıyor.
Bunu "gündem saptırmak", muhalefeti bölmek gibi tali nedenlerle yapıldığını düşünenler de var. Elbette işin bu yanları da var ama dünyadaki bütün faşizan-populist hareketlerin ve diktatörlüklerin hedefinde olan bir harekettir. Trump'tan Putin'e, Erdoğan'dan Orban'a...
Feminist hareketler de başlangıçta "sınıf mücadelesini bölmek veya saptırmak"la suçlanmışlardı.
Halbuki tüm bunlar ulusal kimliklerin inkarı ve bastırılması gibi, ırklarından ötürü ayrımcılığa uğramaları gibi, insanların düşünce veya inançlarından ötürü baskı altına alınması gibi bir meseledir. Demokrasi, hak ve özgürlükler mücadelesinin bir parçasıdır.
Benim meselem ötekinden daha önemli diyenler yanılır.
Bir insanın ana dilini yasaklamak, başka bir dili konuşmaya zorlamak ne ise: bir insanın cinsiyet kimliğini inkar etmek ve onu ait olmadığı bir cinsiyet normu içinde yaşamaya zorlamak aynı şeydir.
Filanca topluluk ulus değildir, konuştuğu şey dil değildir, demekle: eşcinsel veya trans birey olmak cinsiyet kimliği değildir, hastalıktır, anormalliktir vb. demek aynı şeydir.
Nasıl ki "erkek"ler giderek feminist hareketin öğrettiklerini daha fazla anlamaya başlasalar da, sonuçta erkek egemen sistemin ve erkek olarak yetiştirilmenin ayrıcalıkları ve konforu içinde kadınları anlamaları yine de zordur ve iş çatallaşınca "erkeklik" galip gelir.
Cinsel yönelim ve cinsiyet kimlikleri konusunda ise başka konularda ezilen ve ayrımcılığa uğrayan insanlar bile heteroseksiül ahlaki normları kabul ettikleri için bu meselede empati yapmaya hiç yatkın olmayabiliyorlar.
Siyasetçilerimiz fazla "bulaşmak" istemese de LGBTİ+ kimlikler, VAROLUŞSAL özellikleri ifade eder. Buradaki temel konu insanların kendi bedenlerinin efendisi olup olmamalarıdır.
Bedenimiz hakkında kendimiz karar veremiyorsak, özgür düşünce ve diğerlerinden bahsedebilir miyiz?
Evet kimse zorla veya özenerek eşcinsel olmaz. Cinsiyet yönelimleri de trans kadın veya erkeklik de doğuştan gelir. Cinsel yönelimlerin farkındalığı yaş ilerledikçe, çocukken ve ergenliğe geçerken ortaya çıkar. Fakat o zamana kadar zaten ailenin çocuğuna atadığı/kabul ettiği "cinsel normlar" üzerinden bir eğitim ve koşulanma olduğu için, çocuk veya ergen kendisindeki değişiklikle dışardan yapılan koşullanma arasında kalır. Kendisinin anormal veya hasta olduğunu düşünür, duygu ve davranışlarını olağanüstü bastırmaya çalışır.
(Tıpkı okulda anadilinden ötürü utandırılan, ayıplanan çocuklar gibi...)
Bu catışmanın çözümünü biliyoruz; Ya ömrü boyunca duygularını gizleyerek, bastırarak dıştan verilen heteronormatif yaşama "uyum" sağlamaya çalışır. (Bunun büyük bir zulüm olduğunu belirtmeye gerek var mı?) Ya da sonuçta ailesine ve ortama rağmen bedeninin sesine kulak vererek kimliğinden utanmadan yaşamayı seçer. İşte LGBT+ mücadelesi böyle bir mücadelenin siyasi aksiyonudur.
Artık konuyu "ahlak", "hastalık, "anormallik" gibi bilimsel hiçbir değeri olmayan kabulleri zaten tartışma dışı tutuyorum.
Berlin'de eşcinsellerin ünlü yürüyüşlerinden birinde, siyaseten arkadaşlarımdan biri şöyle demişti:
"Eşcinselliği anlıyorum, cinsel tercih veya yönelim her ne ise kendi özellerinde diledikleri gibi yaşasınlar. Böyle sokağa çıkıp gösteri yapmalarını, çoluk çocuğu özendirmelerini doğru bulmuyorum."
Bence bu, "Tamam kendi anadiliniz olabilir ama evinizde konuşun" demekten farklı değil. Yani kamusal alana çıkmayın, görünür olmayın"
Bir de bu insanlar kimlikleri gizleseler "Vay bak falan şöyleymiş ama kendini gizliyor!" diye kınanırlar; açıkça yaşasa, bu sefer de "bak hiç utanmıyor, evinde kal ne yapıyorsan yap" derler.
Türkiye'deki operasyonların adı "AİLEM GÜVENDE" imiş. Peki insanlar aile içinde "güvende" mi? Aile içi şiddete maruz kalan kadın ve çocuklar büyük bir problemdir. Aile içi cinsel istismarda ancak buzdağının görünen kısmını biliriz. "Aile", içinde her türlü suçun işlenebileceği ama üstün örtülebileceği bir yer olarak" güvenli" mi?
İnsan hakları denince önce "BİREY HAKLARI"nı temel almak gerekir. Birey, her türlü iktidar ve topluluk normu karşısında kendisini/kişiliğini koruyabilmelidir. Topluluk hakları sonra gelir ve insanların bir topluluğa "AİT" olup olmamaları da yine kişisel hakkıdır, dışardan tayin edemeyiz. Herhangi bir örgüte, harekete dahil olup ayrılma hakkı da dahil...
Bireylerin kendi kaderlerini kendilerinin tayin edebilme hakkı çok önemli. Kendi bedeninin efendisi, kendi düşüncesinin efendisi olmak... Elbette yaşamda yapacağımız tercihlerin. seçimlerin; kararların bir neticesi olur. Birey olmak da zaten bunun sorumluluğunu almakla ilgidir.
Daha azını gör

Yorumlar
Yorum Gönder