İsmail Beşikçi Vakfı (İBV) Başkanı Sn.İbrahim
Gürbüz, Nêrîna Azad sitesindeki köşesinde 28 Aralık 2025 tarihinde “27 Eylül
2025… İsmail Beşikci” başlıklı bir makale yayınladı. Bu yazıda Kürt
yayıncılığının önde gelen temsilcilerinden biri olan KOMAL Yayınevini hedef
alan belirlemelerde bulundu. [1]
Gürbüz, 47 yıl önce yaşanmış, 35 yıl
önce de çeşitli defalar broşürlerde, kitaplarda cevaplanarak açıklanmış bir
konuyu (İsmail Beşikçi’nin “Tunceli Kanunu ve Dersim Jenosidi” kitabının
1978-80 yılları koşullarında Komal Yayınevi tarafından yayınlanamamış olması ve
1981 yılında da kitabın taslağının bulunduğu Komal arşivine polis tarafından el
konulması olayını); yeni haberdar olduğu biçimiyle güncelleştirdi.
Gürbüz, anlatısını İsmail Beşikçi’nin aynı kitabın 1989 Belge Yayınları tarafından yayınlanan ilk baskısındaki gibi “12 yıl 8 ay sonra ikinci önsöz”üne dayandırıyor; kendisi de yeni eklemeler ve yorumlarla oldukça ağır suçlamalar gündeme getiriyor:
“1978 tarihinde yayımlanan Lucien
Rimbaud’un Kürdistan adlı kitabının arka kapağında, Tunceli
Kanunu (1935) adlı eserin yakında yayımlanacağına dair bir ilan
bulunuyordu. Ancak bu ilan edilen kitap bir türlü ortaya çıkmamış, adeta
ortadan kaybolmuştu.” Diye yazan Gürbüz, “Tunceli Kanunu ve Dersim Genocidi adlı
çalışmanın başına gelenler, aynı dönemde hazırlanan Bilim Serisi 5:
General Muğlalı Olayı ve otuz üç kurşun adlı kitap için de neredeyse
birebir tekrarlanır. Her iki eser de 1978 yılında Komal Yayınları’na teslim
edilmiş, ancak kısa bir süre sonra açıklanamaz biçimde ortadan kaybolmuştur.“ diye
devam ediyor.
Kitapların “kayıp” olmasının ve “aynı
akıbeti” paylaşmasının basit bir tesadüf olamayacağını belirten İBV Başkanı
bunun, “düşünsel üretimin sistematik olarak engellenmesine işaret eden son
derece çarpıcı ve düşündürücü bir durum” olduğunu; bu kayboluşların “yalnızca
kitapların değil, aynı zamanda hakikatin kamusal dolaşıma girmesinin de bilinçli
biçimde engellendiğini” gösterdiğini belirtiyor.
Gürbüz, bir gün sonra yazısına
eklediği açıklamada “Bu metindeki amacım hiçbir kişi ya da yapıyı zan altında
bırakmak değildir. Asıl hedefim, sömürgeci sistemin Kürd siyasal yaşamı,
yayıncılığı, basını üzerinde nasıl bütünlüklü ve yapısal bir hegemonya
kurduğunu ortaya koymaktır.” Dese de, okuyan herkesin anlayacağı gibi İsmail
Beşikçi’nin “düşünsel üretimini sistematik olarak engellemek” le suçladığı
sömürgeci devlet değil Komal Yayınevidir.
Kürt politik gündeminin çoğu zamanki
gibi çalkantılı, sancılı süreçlerden geçtiği bir dönemde Sn. Gürbüz’ün neden, bu
konuyu güncelleştirme ihtiyacı duyduğunu anlamak zor. Sonraki ek
açıklamalarında “kötü bir niyeti olmadığını” veya yazışmalardan “haberdar
olmadığını” söylese de, ağır suçlamaların yer aldığı metin geri çekilmediği
veya değiştirilmediği için, bu haksız suçlamalardan dolayı Komal – Rizgari
hareketinde yer almış birçok kişiden tepkiler alması kaçınılmazdı.
Bahsedilen dönemde (1978-1980) Komal Yayınevinin Sorumlu Yönetmeniydim. İki
kez “düzeltme” yazmak ihtiyacı duymasına karşılık bir türlü “düzelmeyen” bu
anlatının, konuyu unutmuş olan eski ve hiç bilmeyen genç kuşağın hafızasında
yanlış ve haksız biçimde kalmaması için, süreçlerin yakın tanığı olarak bir
cevap yazmam zorunlu oldu.
İsmail Beşikçi hocamız, şu anda yoğun
bir tedavi sürecinden geçiyor. Kendisine acil şifalar diliyorum. Bu koşullarda
kendisini üzecek bir tartışma içinde olmak istemem. Ne var ki, 35 yıl önce,
tartışması yapılıp kapanmış bir konuyu ilginç şekilde güncelleştiren İBV Başkanı
İbrahim Gürbüz oldu. Dilerim Hocam hızla sağlığına kavuşur ve açık bir
platformda konuyu tartışabiliriz.
Kavramlar hakikati açıklıyor mu, gizliyor mu?
Gürbüz sık sık “kaybolma”, “kaybetme”,
“ortadan kaybolma” kavramlarını kullanıyor.
İddialarının ana fikrini “kaybolma”
kavramına dayandırıyor.
Bir olguyu tanımlamak için seçilen kavramlar
rastgele değildir.
Örneğin Türk devleti, Kürdistan’da
1990’lı yıllar boyunca çok sayıda siyasi cinayet işledi; birçok Kürt
gazetecisini, aydınını, iş idamını, siyasi kadroları öldürdü, öldürttü… Birçok
olayda kaçırılıp katledilenlerin, gözaltına alınanların cesetleri bile ortada
yoktur. Cinayetlerden dolayı çok az “fail” tutuklanmıştır veya ilgisiz kişiler
suçlanmıştır. TC Savcılıkları bunları “faili meçhul cinayetler” olarak etiketlemektedir.
Kriminolojide “faili meçhul” diye bir
kategori elbette vardır ama siz devletin işlediği siyasi cinayetlere “faili
meçhul” derseniz; bu, hakikati açıklayan değil üzerini örten bir kavram olur.
Faili gizlemek, gerçeği karartmak, devletin sorumluluğunu örtmek için
kullanılır bu “faili meçhul” kavramı…
Gürbüz’ün sık sık “kayboldu”,
“kaybettiler” dediği şey Komal’daki kitap taslaklarına, 1981 yılında yapılan bir
aramada devletin “el koyması, gasp etmesi”dir… Devletin el koyduğu bu “gasp etme”
olaylarına siz tıpkı “faili meçhul” gibi “kayboldu” kavramını kullanırsanız
asıl faili gizlemiş, suçu önce belirsizleştirip, sonra da mağdurun üzerine
yıkmış olursunuz…
Örneğin 12 Mart 1970 ve 12 Eylül 1980
süreçlerinde çok daha yoğun olmak üzere evlerde, yayınevlerinde, derneklerde,
parti bürolarında, asker veya polis aramalarında binlerce / on binlerce kitaba,
dokümana, çalışmaya, yayın araçlarına, eserlere el konuluyordu. El konulan
kitap ve dokümanlar çuvallarla, kamyonlarla önce Emniyete, Sıkıyönetim
depolarına götürülüyor; daha sonra da imha ediliyorlardı.
Bu tür aramalarda binlerce aydın,
öğrenci, siyasi kadronun özel çalışmaları, kitapları yok edildi. İnsanlar bu
süreci açıklamak için şöyle mi demeliler;
“12 Eylül’de birçok kitabım,
çalışmalarım, dokümanlarım, mektuplarım kayboldu; bir eve bırakmıştım o
evdekiler kaybettiler.”
Hangi kavram gerçeği açıklıyor, hangi
kavram gerçeğin üzerini örtüyor?
İsmail Beşikçi’nin yayınlanmak üzere
Komal’da bulunan “Tunceli Kanunu ve Dersim Jenosidi” kitabına, yayınevinin sıra
bekleyen diğer kitap taslakları, dokümanları ile birlikte, 1981 yılında
Mersin’de genel bir Sıkıyönetim araması sırasında el konulduğunu, devlet
tarafından gasp edilmiş oluğunu defalarca yazmış, yayınlamış olmamıza rağmen, halen
“kayboldu”, “ortadan yok oldu” kavramlarını kullanmak ne anlama gelir?
Yöntem: Bilimsel mi, afakî mi?
Burada yöntem ve bilim etiği
bağlamında bazı sorunlar daha var.
Sn. İbrahim Gürbüz’ün, İBV başkanı
olması nedeniyle “Tunceli Kanunu ve Dersim Jenosidi” kitabına “ne olduğuna”
ilişkin tartışmalardan “habersiz” olmasını yadırgadığımı belirtmeliyim.
Beşikçi’nin düşünsel mirasına,
kitaplarına, hakkında yapılan yayınlara, çalışmalara “Vakıf” olması gereken bir
kurumdan bahsediyorum. Bilinmesi gereken yayınlar:
- 1979 yılında Rızgari Dergisi tarafından Beşikçi’nin tutuklanması üzerine yayınlanan “Dı Zındanê da mırovekî Zana; Cezaevinde bir bilim adamı; A scientist in prison; İ: BEŞİKÇİ” isimli broşür.
- Komal yayınevi Temmuz 1980’de yayınlanan “Kürdistan üzerinde örgütlü devlet terörü ve İSMAİL BEŞİKÇİ, -Biyografi, -Savunmalar, -Mektuplar” isimli kitap.
- Dengê Komal’ın ilk yayını İsmail Beşikçi’nin Kürtçeye ve İngilizce’ye de çevirdiğimiz “UNESCO’ya Mektup” broşürü..[2]
- Recep Maraşlı, İ.Beşikçi’nin ‘12 Yıl 8 ay sonra 2. Önsöz’ü Üzerine, Komal, Basel-Suiss, Aralık 1990
- R.Maraşlı, “Diyarbekir Rizgari Davası’nda Siyasi Savunma”, (Önsöz, s.5-16, Mayıs 1992, Komal, İstanbul)
- 2011 yılında Ozan Değer ve Barış Ünlü tarafından hazırlanan “İsmail Beşikçi” kitabında,. Recep Maraşlı’nın “İsmail Beşikçi ve Kürt hareketi” başlıklı 58 sayfalık bir yazısı var. Bu yazıda “Dersim Jenosidi kitabına olanlar” için özel bir başlık açılmış.
Vakfın, Beşikçi ile ilgili bu
kitapları zaten toplamış ve envanterine kaydetmiş olması beklenilirdi. Değilse Gürbüz,
yazısına gösterilen tepkiler üzerine bu yayınları bulup okuyabilir,
değerlendirmesini buna göre yapabilirdi.
Madem Beşikçi hakkında konuşuyor ve
yazıyoruz, o halde bilimin nesnel bilgiye, olgulara dayanması gerektiği; yalana
ve inkâra dayalı bilgi üretilemeyeceğini de ortak bir payda kabul etmemiz
gerek.
Gürbüz’ün Komal’ın çıkardığı “Kürdistan”
kitabını sahaflarda bulması ve arka sayfasında “Tunceli Kanunu ve Dersim
Jenosidi” kitabının çıkıyor ilanını görmesi; bu kitabın akıbetini açıklar mı?
Örneğin 1978 yılı sonbaharında Lucein
Rambout’nun “Kürdistan” kitabı çıkar çıkmaz, Komal’ın yayın yönetmeni Recep
Maraşlı’nın, bu kitaptan dolayı tutuklandığını 1978 Kasım ayından 1979’un
Haziran ayına kadar tutuklu kaldığını biliyor mu? Bilmiyor… Sadece bu bilgi
bile kurgusal birçok varsayımı ortadan kaldırmaz mı?
Komal bir “düşman” yayınevi değil, o
güne kadar İsmail Beşikçi kitaplarını basıp dağıtan tek yayınevi! Gürbüz, Komal
ve Rızgari süreçlerinde yer alan insanları tanımıyor mu? Tanıyor; hatta birçoğuna
“dostum, arkadaşım” diyor. Öyleyse neden bir telefon uzağındaki insanlara
ulaşıp (tıpkı sahaf aradığı gibi!), “arkadaşlar böyle bir şeye rastladım, bunun
aslı astarı nedir; neden bu kitap yayınlanmadı, bu kitap nasıl kayboldu?” diye
sorma gereği duymuyor?
Kaldı ki gerçeği öğrenmek için iddia
edilen taraflardan birinin ille de “arkadaşınız”, “dostunuz” olması gerekmiyor;
eğer gerçekten de meseleniz “hakikat”i öğrenmekse, yedi yabancınız olsa da hatta
düşmanınız olsa bir de “o tarafa bakmanız”, diğer kaynakları da
karşılaştırmanız gerekmez mi?
Eğer Komal’ın tanıkları olmasa ve
yazdıklarınıza önem verilmese, bu yazdıkları “hakikat” gibi kalacaktı ve İBV
Başkanı olması sıfatıyla da “güvenilir bilgi” (!) diye dolaşıma girecekti.
Gürbüz’ün bir yandan kendisine tepki
gösteren Rizgarici arkadaşların gönlünü alma çabasına girerken, diğer yandan “ama
kitabın kaybolduğu gerçektir” diye içine düştüğü paradoksun nedeni Beşikçi’ye
duyduğu sarsılmaz inançla ilgili görünüyor. “Bunları ben söylemiyorum, Beşikçi
böyle söylüyor” demeye getiriyor.
Beşikçi de yanılamaz mı, yanlış yorum
ve çıkarımlarda bulanamaz mı, eksik bilgisi olamaz mı, eleştirilemez mi? Beşikçi’nin kendi kendisini de tekzip eden, eski veya yeni pek çok yanlış
tespitini, görüş ve yorumlarını sayabiliriz.
Beşikçi’yi her türlü hatadan, zaaftan
arınmış efsane bir figür, kutsal bir aziz haline getirmek, yeni bir
dervişlik-müritlik kültü inşa etmeye çalışmak büyük bir yanlış olur. Bilimsel
bilgi üretmenin temeli, eleştirilebilir olması, varılan sonuçların
denetlenebilir, ölçülebilir olmasıdır. Bu aramızdaki ilişkilerin demokratça
olmasının da bir koşuludur. Kişilerin yanılabileceği, duygusal davranabileceği,
yanlış bilgileri olabileceği, yanlış sonuçlara varabileceği kabul edilmezse
ortada “bilim insanı” kalmaz.
“Komal” nedir, nasıl bir yayınevidir?
“Komal” günümüzün normlarıyla tanımlanacak
herhangi bir “yayınevi” değildir. Böyle bir algı üzerinden tartışmak son derece
yanıltıcı olur.
1970’li yıllarda sosyalist ve ulusal
demokratik hareketlerin, ideolojik birlik sağlamak ve siyasi örgütlenme için genellikle
tercih ettikleri yol; bir yayın faaliyeti etrafında örgütlenmekti... Bundandır
ki o dönemin en etkin bir çok siyasi hareketi, etrafında örgütlendikleri yayın
ile adlandırılmışlardır; Dev-Yol, Kurtuluş, Özgürlük Yolu, Kava, Devrimci
Demokrat, Aydınlık vd. gibi Komal-Rizgari de böyledir.
Komal-Rizgari hareketinin önceli, 1969-70,
Kürt ulusal demokratik mücadelesinin ilk legal ve gençlik ağırlıklı
örgütlenmesi olan Devrimci Doğu Kültür Ocakları (DDKO)’dır. 12 Mart 1971 askeri
darbesiyle kapatılan DDKO kurucuları, Diyarbakır Sıkıyönetim Askeri Cezaevinde
yargılandılar ve iki ayrı grup halinde siyasi savunma yaptılar. O yıllarda
Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesinde (SBF) bulunan Dr.İsmail Beşikçi de tutuklanmış
ve Diyarbakır Sıkıyönetim Askeri mahkemesinde yargılanmaktaydı. Türkiye’nin her
yerindeki “Kürtçü-Komünist, bölücü” davaları burada merkezileştirilmişti. Beşikçi,
tutukevindeki DDKO’lu gençlerin oluşturduğu ve benim de içinde yer aldığım “Ocak
Komünü” nün bir üyesiydi. 1980’lı yılların ilk yarısına kadar süren fikri ve
fiili birliktelik bu koşullarda oluştu.
Beşikçi’nin düşünsel üretim ve
değişimlerinde bu Cezaevinin ve DDKO’nun önemli bir etkisi oldu; aynı zamanda kendisi de bu
yapılanmaları önemli ölçüde etkiledi. Beşikçi’nin tutuklanmadan önce çıkardığı
son kitabı “Doğu Anadolu’nun Düzeni”(1970)[3]
dir. O’nun mahkeme savunmaları ve daha sonra Komal’da çıkan kitaplarıyla
karşılaştırıldığında, gerek kavramsal gerek metodoloji ve perspektif olarak ne
kadar değiştiği görülebilir.
Beşikçi, Komal yayınevinin kurulması
ve Rızgari dergisinin çıkarılması süreçlerinde de bu grubun içinde yer aldı.
1975 yılında yayın hayatına
başlayan, sahipliği ve sorumlu yönetmenliğini Orhan Kotan’ın üstlendiği Komal
yayınevi o günün koşullarında birçok tabuyu yıkan kitaplar çıkardı. Yayınlar
"Kürt, Kürdistan" gibi panik yaratan kavramları cesaretle
kullanmaktaydı. Kitapların önsözlerinde geniş siyasi değerlendirmeler
yapılması, perspektifler açılması da başka bir özelliktir. Komal’ın bu yayın
çizgisi Kürdistan'da belli bir sempati toplamakta gecikmedi.[4]
Dolayısıyla hareketin legalitesindeki ilk
isim “Komalcılık”tır; T-KDP’lerde örgütlenen geleneksel Kürt yurtseverliği ile
DDKO’lardaki sosyalist-devrimci Kürt gençlik hareketinin bir ittifakını ima
eder.
1976 yılında kitaplar ve önsöz yazılarıyla
siyaset üretmenin sınırlarına gelindiği için yeni bir yayın olarak “Rizgari”
dergisinin çıkarılmasına karar verildi. Rızgari, “anti-sömürgecilik” üzerine
kurulmuş, Kürdistan için ayrı örgütlenmeyi ve ayrı programatik hedefleri olan
bir perspektife sahipti.
Oluşturulan Yazı Kurulu, yayın
faaliyetini “Kürt halkının anti-sömürgeci ulusal demokratik mücadelesinin
ideolojik inşa süreci” olarak tanımlamaktaydı. İsmail Beşikçi de, Derginin ilk
2. sayısında bu yazı kurulunun bir üyesidir.
Rızgari dergisinin çıkışından sonra
hareket daha genişledi ve “Komal-Rizgari Grubu” olarak anılmaya başlandı. Süreç
ilerledikçe de sadece “Rizgari hareketi” veya “Rızgaricilik” olarak tanımlandı.
Bundandır ki bugün o yıllar için
“Komal’da şöyle oldu, böyle oldu” denilirse, o harekete katılmış ve çalışmış
bütün insanlar, doğal olarak bunu kendilerine yöneltilmiş bir suçlama olarak
görürler. Kimse bunun herhangi bir yayınevinin bir memuru bir çalışanı için
söylenmiş bir “kusur” olarak görmez. Komal felsefik bir anlayışı, siyasal bir
duruşu temsil eder. Herkes bir “dava adamı”, “bir siyasi idealin militanı” olma
adanmışlığıyla çalışır, onun düşünsel mücadelesini verir, her türlü özverisiyle
bu faaliyeti beslemeye çalışır.
Öyle ki 1980 sonrası Diyarbakır Sıkıyönetim Askeri Mahkemelerindeki “Rizgari, Ala Rizgari” davalarındaki iddianame ve mahkeme kararlarında Komal yayınlarını okumak, “örgüt suçuna delil” olarak sayılmıştır.
Diyebilirim ki Komal yayınevi kollektifi, çalışanları ve Rizgari hareketi etrafında şekillenen arkadaşlardaki İsmail Beşikçi sevgisi, Beşikçi’nin araştırmalarında kullanacağı bilgi ve belgeleri temin etmedeki seferberlik ruhu, her çalışmasını hemen okuma, öğrenme ve yaygınlaştırma azmi, onu sahiplenme ve koruma güdüsü eşine az rastlanır bir dayanışma duygusuydu.
Tüm bu nedenlerle üzerinden neredeyse
yarım asır geçtikten sonra Komal’ı, 2025 yılının koşullarındaki herhangi bir
yayınevi imajıyla sorgulamaya, anlama çalışmak talihsiz bir çaba olur. Keza
Beşikçi ile Komal ilişkisi de “Yayınevi-Yazar” formatında değildir. Böyle bir
tablo gerçeğin çok uzağındadır. Komal - Rizgari sürecinin inkârına, görünmez
kılınmasına dayalı yeni bir tarih yazma çabası olur bu…
Beşikçi’nin “Tunceli Kanunu ve Dersim Jenosidi” kitabının önemi
Rizgari hareketi, siyasal bir tespit olarak Dersim 37-38’i bir “soykırım” (jenosid) olarak tanımlayan ve bunu siyasi çalışma gündemine alan ilk gruplardan biridir. Rizgari Dergisi’nin 1978’de yayınlanan 7. sayısının kapağında 40. Yıl dönümü vesilesiyle “Dersim 38, Jenosid... ” sloganı ile bunu deklere de etmişti. Komal da Dersim ‘38 temasıyla takvim çıkarmıştı.
Rızgari için bu konu stratejik
açılımlarından birini oluşturuyordu. Kemalizm, Türkiye’nin sömürgeci resmi
ideolojisi olmasına rağmen, ne yazık ki Türkiye sol hareketine; demokratlarına bulaşmıştı.
Rizgari, bununla mücadele eden başlıca siyasi hareketlerden biriydi. Kemalizmi
“faşizm” olarak tanımlayan İbrahim Kaypakkaya geleneğinden gelen yapıları önemli
bir istisna olarak belirtmeliyim.
Kürdistan’da da Alevilerin yoğun olarak
yaşadığı bölgelerde ve özellikle Dersim’de. Kemalizmin ağır etkileri vardı.
Dersim’de yaşanan sürgün ve soykırıma rağmen, Atatürk’ü bundan muaf gören,
Kemalizmle ilişkisini reddeden yaygın bir yanılsama söz konusuydu. Bu yüzen
Beşikçi Hocanın “Tunceli Kanunu ve Dersim Jenosidi” tam da bu ilişkiyi ortaya
koyan oldukça önemli bir çalışmadır. 1935 yılında kabul edilen “Tunceli Kanunu”
ile bölge tamamen izole ediliyor; Dersim’e özgü ayrı yasalar çıkarılarak birkaç
yıl sonra yürütülecek sürgün ve soykırımın hukuksal ve idari alt yapısı hazırlandığını
ortaya koyuyordu. Dolayısıyla bu kitap, Rizgari açılımını destekleyen önemli bir
referans olacaktı.
Ben de kitabi ilk okuyanlardan
biriyim. Çünkü yayına hazırlamak Komal ekibinin işiydi. Hatta üzerinde kırmızı
mürekkeple basılı “Dersim Halkına Mahsustur” diye ibare bulunan, eski defter
tipindeki TC kimliğinin bir fotokopisi vardı. Dersimliler için “özel kimlik”
çıkarılması önemli bir belgeydi. Keza devrimci hareketteki 68’ kuşağından
gençlerin bir kısmının, Dersim’de görev yapan aile büyüklerinin albümlerinden
buldukları birçok fotoğrafı Komal’a getirmişlerdi. Bunların çoğu Rızgari
dergisinin kapaklarında, Komal yayınlarında kullanıldı. Bunlardan birini büyütüp
stilize etmiştim ve 1978 yılında Komal Takviminde yayınladık.
Bütün bunlar Dersim Jenosidi
anlatısının Rizgari için ne denli önemli olduğunu gösteren örneklerdir.
Beşikçi’nin eleştirilerine cevap
İbrahim Gürbüz’ün de yeniden
gündemleştirerek yazısını üzerine inşa ettiği “12 Yil 8 Ay Sonra İkinci Önsöz”
de İsmail Beşikçi şunlar yazıyor;
“Bu inceleme 1977 yılının Nisan ayında
basılmaya hazır bir biçimde Komal Yayınevi'ne teslim edilmişti. Lucien Rambout'nun,
1977 yılında yayınlanan, "Kürdistan (1918-1946)" isimli eserinin son
sahifesinde de, Komal Yayınevi'nin bir ilanı olarak yakında yayınlanacağı
duyurulmuştu. 1977, 1978, 1979, 1980 yıllarında çok da iyi anlayamadığım
nedenlerden dolayı kitap yayınlanmadı. Eylül dönemindeyse bu ihmalkârlık daha
da kötü bir sonuca ulaştı. Çünkü, 1981 yılı başlarında, Yayınevi bu incelemeyi
kaybetti.
Bunun yazar için ne kadar büyük bir
darbe olduğu açıktır. Moral bozucu, boğucu, ileriye dönük çalışmaları tıkayıcı bir
olgu...
Bu, yayınlanmak için hazırlanmış bir incelemeydi. 1976-1977 koşullarında yazılmıştı. 1977 de yayınlanacaktı. O günkü koşullarda yayınlanmaması büyük bir kayıp oldu. ”[5]
Bu tamamen haksız ve yersiz belirlemelerle dolu önsöz, Komal-Rızgari sürecindeki tüm arkadaşları rahatsız etti. Sayfa boyunca okuyuculardan “dönemin koşullarını dikkate alarak okumalarını” kendisi için sık sık tekrarlayan Beşikçi hoca nedense aynı “dönemin koşullarını” Komal için dikkate almıyordu. Her şeyi çok yakından bilmesine rağmen kitabın basılamamasını “çok da iyi anlamadığı nedenler” olarak niteliyordu.
Ben de o tarihte Komal yayınevinin sorumlusu olarak toplam 39 yıl ceza almıştım ve Aydın E Tipi Kapalı Cezaevindeydim. Doğrusu Beşikçi Hoca’dan böyle bir yaklaşımı hiç beklemiyordum.
Kendisine ulaştırılmak üzere bir
mektup yazarak sitem ve eleştirilerimi ilettim. Sonradan bu metin Rizgari
dergisinde ve Avrupa’da Komal Yayınları arasında broşür olarak yayınlandı. [6]
Beşikçi hoca bu eleştirilere herhangi
bir olumsuz karşılık vermedi; “hayır dediğiniz gibi değil” diye, bugüne kadar
beni tekzip eden herhangi bir yazı yazmadı.
İsmail Beşikçi ile 1990 yıllarda ve
sonrasında da birçok kez birlikte çalıştığımız ortak işler, eylemlilikler oldu.
Özgür Üniversite kitaplığı için iki kitap hazırlığında beraberdik. Keza
2004-2018 yılları arasında editörlüğünü yaptığım Gelawej sitesinde sürekli
yazılarını yayınladık, bu vesileyle sık sık yazıştık.
Kaldı ki 2011’de Ozan Değer ve Barış
Ünlü tarafından hazırlanan “İsmail Beşikçi” kitabında “İsmail Beşikçi ve Kürt
hareketi” başlıklı 58 sayfalık yazımda da “Dersim Jenosidi kitabına olanlar”
diye özel bir başlık açarak konuyu yeniden anlatmıştım.[7] Beşikçi’nin
yakın çalışma arkadaşı olmuş, hakkında inceleme yazmış, akademisyen, yazar,
yayıncı, gazeteci, araştırmacı ve dostlarından 52 kişinin makaleleri yer aldığı
bu derlemede İbrahim Gürbüz’ün de bir yazısı var. Öyle anlaşılıyor ki Gürbüz bu
kitaptaki diğer yazıları fazla merak etmemiş…
Beşikçi’nin kendine ilişkin
tanıklıklar konusunda ne kadar hassas olduğunu, yazanları ve yazmayanları hemen
uyardığını (Örn.Feqi Hüseyin için Nevzat Sağnıç’a; Şerafettin Kaya için bana
yazdığı yazılar) düşünürsek, bu sessizliğini “onaylama ve kabul etme” biçiminde
yorumladım.
Bu kitaptan sonra bir kez İsveç’te,
iki kez de Almanya’da kendisiyle karşılıklı sohbet etme imkanlarımız oldu.
Beşikçi Vakfının kuruluş aşamasında da bu girişime elimizden gelen desteği
sunan etkinlikler düzenledik. Bu ortak çalışmaların hiçbirinde de “Dersim
Jenosidi kitabının başına gelenler” konusu gündeme gelmedi. Böylece
açıklamaların tatmin edici bulunduğuna dair bir kanı oluştu bende.
Bu yazıyı hazırlarken; Beşikçi “Dersim
Jenosidi” kitabının sonraki baskılarında düzeltme yapılmış mı, yapılmamış mı
diye emin olmak için İBV’nin 2013 tarihinde çıkardığı “Tunceli Kanunu 1935 ve
Dersim Jenosidi” 3. baskıya baktığımda, ilk önsözdeki iddiaların hiçbir şekilde
değiştirilmeden aynen kitaba alındığını gördüm. 3. Baskı için yazdığı önsözde
ise Komal’ın kitapla ilgili yaptığı açıklamalardan, bizim kendisine
yönelttiğimiz eleştirilerden hiç bahsetmiyor. Beşikçi’nin, Komal’a ilişkin
haksız belirlemelerini kaldırmadığı gibi, yapılan eleştirileri görmezden gelmesi,
dikkate almaması manidar bir tutum.
Örneğin kitabında “Bilim Yöntemi”
kitabının ilk baskısı için dipnotu 1977’ Komal Yayınlarını değil, 1991 Yurt
yayınlarını vermekte.1977 kaynaklarına göre yazılan bir metinde, henüz o zaman
piyasada olmayan 1991 yılı kaynağını nasıl kullanabilir? Madem 1991 yılı kaynaklarını
kullanacaksınız o zaman kitabın tüm referanslarını değiştirmeniz gerekmez mi?
Kitabın teslim tarihi, “el yazması” ve kopyaları…
Kitap, Gürbüz’ün yazdığının aksine “el
yazması” değil, daktilo nüshasıydı. “El yazması” ifadesi “kayıp” iddiasını
pekiştiren, kitabın tümüyle “yok olduğu”, “kopyasının bulunmadığı” gibi bir
yanılgıya yol açan yanlış bir söylem. Beşikçi de “el yazması” iddiasında değil,
sadece Gürbüz öyle anlamış görünüyor.
O günkü yazım geleneklerimize göre her
yazılan metin, daktilo ile birkaç nüsha çoğaltılırdı. Hapishanede de böyleydi.
Hatta 5-6 kopya çıkardığımız olurdu. Beşikçi’nin de gerek kendi yazılarını,
gerek savunmalarının (en az iki kopya) hazırlandığını söyleyebilirim.
Beşikçi Hoca, 1989 yılında Belge
yayınlarındaki ilk baskıda kitabın “yeniden yazım” olmadığını vurguluyor.
Kendisindeki notlardan ve müsvettelerden yararlanarak 1977’deki haliyle yayınlamayı
uygun gördüğünü söylüyor. Bu oldukça çelişikli bir anlatım. Eski notlar ve
müsvettelerden yararlanırken “yeniden yazmış” olmuyor mu? Yeni bilgi
kaynaklarını, kavramları kullanmayı reddetmenin mantığını kavramak zor. Burada
“1977 koşullarında bunları yazmış” olmayı daha önemli gördüğü anlaşılıyor.
Keza 2013 yılındaki İBV baskısında ise
kitaba 1977 yazımının “Birinci önsözünün” eklendiğini görüyoruz. Bu da bu
baskının kendisindeki kopya üzerinden yapıldığını düşündürüyor. Eğer Beşikçi Hoca’da
kitabının bir kopyası yoktuysa, hem yazım geleneklerimize hem de dönemin
koşullarına göre bu da kendisinin sorumlu olacağı bir durumdur.
Beşikçi söz konusu kitabının 1977
yılında Komal’a teslim edildiğini ve aynı yıl yayınlanması gerektiğini, ilanının
1977’de verildiğini yazıyor. Burada da bir yanlışlık var;
Bilim yöntemi ve Türkiye’deki Uygulama
dizisinin ilk iki kitabı 1977 yılında yayınlandı. Dizinin devam eden iki kitabı
“Türk Tarih Tezi” ve “CHF Tüzüğü” kitapları ise 1978’de yayınlandı. Dolayısıyla
serinin 4. kitabı olan “Tunceli Kanunu”nun 1977 yılında basılması zaten teknik
olarak da mümkün değildi; 1978 sonlarında veya 1979`un ilk aylarında basıma
girebilirdi.
Nitekim kitabın çıkmasını 1978 yılının
sonbahar aylarında yayınladığımız Lucien Rambout’nun “Kürdistan 1918-1949”
kitabının arkasında okura müjdeledik.
Bu da yayınevinin kitabı yayınlamama,
göz ardı etme gibi bir tutumu olmadığını, tersine okuyucuya duyurarak kitabı
görünür kıldığını, yayın kararlılığını gösteriyor. Bu ilan, Beşikçi’nin konuyla
ilgili yayınlanmaya hazır bir çalışması bulunduğuna da tanıklık ediyor.
“Tunceli Kanunu ve Dersim Jenosidi” kitabı neden yayınlanamadı?
“Kürdistan” kitabı, Kasım 1978’de
piyasaya çıkar çıkmaz toplatıldı, hakkında dava açıldı. Yayınevinin sorumlu
yönetmeni Recep Maraşlı tutuklandı. 1978 Kasım ayından başlamak üzere Haziran
1979’a kadar tutuklu kaldı. Bu, Maraşlı’nın Komal kitaplarından dolayı 1978
yılındaki ikinci tutuklanışıydı.
1977 Ekim’inde tutuklanan Diyarbakır
büro sorumlusu Hasan Çakır 1978 yılında halen içerdeydi. Afiş, dergi, broşür
dağıtımı yapan Ahmet Kan ve Ferhat Sağnıç da aynı yıl tutuklanmıştı. İstanbul
ve Ankara Komal’daki bir çok arkadaşımız ise aranıyordu, kaçak duruma
düşürülmüşlerdi.
Komal Yayınevi’nin ayrı bir kurumsal
işleyişi olmasına karşın, bağlı olduğu Rızgari hareketi 1978’in sonlarında
bölünmeye uğradı. Rızgari dergisinin yazı kurulu ikiye bölündü. Ala Rizgari
hareketi ortaya çıktı. Bölünme Rizgari’nin tüm birimleri, kurum ve
taraftarlarını etkilediği gibi, Komal kurumsal işleyişinin dondurulmasına neden
oldu. Yayınevi’nin varlığını sürdürüp sürdürmeyeceği veya nasıl bir biçim
alacağı tartışılır hale geldi. Bu belirsizlik ve çalkantı 1979 yılının ikinci
yarısına kadar devam etti.
1978 Yılının Aralık ayında Maraş’ta
Alevilere karşı girişilen katliamlar sonrasında Ecevit hükümeti 11 ilde
sıkıyönetim ilan etti. İstanbul ve Ankara Sıkıyönetim Komutanlıkları birçok
devrimci- sosyalist gazeteyi, dergiyi, yayınevini kapatma kararı verdi.
Komal’ın İstanbul’daki merkezi ve Ankara büroları basıldı, talan edildi.
Bürolar fiilen ve hukuken kullanılamaz hale geldi.
Dolayısıyla Komal, “Kürdistan” (1978)
kitabından sonra, 1979 yılında yalnız Beşikçi’nin değil, başka hiçbir kitabın
yayınını yapamadı. Eğer bu kitaptan sonra birçok başka kitap yayınlanmış ama
Beşikçi`nin kitabi yayınlanmamış olsaydı, burada bir “ihmal” den söz edilebilirdi.
Yazar Ümit Fırat, Rizgari-Ala Rizgari
ayrılığının Komal ve Rizgari yayınlarında kesintiye yol açtığına tanıklık
ederken, Ankara Zafer Pasajı’ndaki Dost kitabevini de nedeni bilinen
kundaklamalar ve sıkıyönetim baskınları nedeniyle kapatmak zorunda kaldığını
anlatır.[8]
1979 yılının sonlarında kitap yayınına
başlamamızı etkileyen önemli bir gelişme daha yaşandı;
İsmail Beşikçi 1979 yılının sonlarında,
mahkemelerce verilen mahkûmiyet kararının onaylanmasıyla tutuklaması çıktı.
Başta biz olmak üzere birçok dost, arkadaş ve siyasi çevreler ısrarla
kendisinin teslim olmamasını, yurtdışına çıkarabileceğimiz söylense de, Beşikçi
ısrarla bunu kabul etmedi ve İstanbul Toptaşı cezaevine kondu. Bu tutuklama
nedeniyle Rizgari geniş bir kampanya yürütmeyi kararlaştırdı. Komal’ın yayın
faaliyetlerinin ağırlık merkezini Beşikci’nin tutuklanması oluşturdu.
Yayıncılığımızın illegaliteye mahkum
edilmesi, Kitap baskısını daha çok zorlaştırmış, teksirle baskıyı ve broşür
formatını öne çıkarmıştı.
Komal bu süreçte, Beşikçi’nin savunma
ve mektuplarını teksirlerle çoğaltıp dağıttı ve broşürler çıkardı. Rızgari’nin
hazırladığı “Dı Zındanê da mırovekî Zana; Cezaevinde bir bilim adamı; A
scientist in prison; İ: BEŞİKÇİ” bunlardan biridir.[9]
1980 yılının başlarında, yayın için
bazı imkanlar oluştuğunda KOMAL yayın kollektifi, Rizgari'nin Beşikçi ile
ilgili yürüttüğü kampanyaya destek vermek amacıyla, acil olarak "Kürdistan Üzerinde Örgütlü Devlet Terörü, İsmail Beşikçi Biyografisi,
Savunmalar- Mektuplar"[10]
isimli kitabı yayınlamayı kararlaştırdı. 12 Eylül 1980 askeri darbesinden iki
ay önce, Temmuz 1980’de o dönemin son kitabı olarak yayınlayabildi.
Bir Biyografi çalışması olan bu kitap Beşikçi'nin
Savunmalarından, mektuplarından örnekler içererek onun yaşamı üzerinden
Kürdistan üzerindeki örgütlü devlet terörünün toplum üzerindeki varoluş
biçimleri ele alıyor. Kitap, Komal’ın yayın olanaklarının olağanüstü daraldığı
koşullarda Beşikçi’yi ihmal etmek bir yana, tersine onu yayın politikasının
odağına koymuş olduğunun göstergesidir.
İç ilişkiler bakımından da çok
sıkıntılı bir dönemdi. Nisan 1980'de yapılan Rizgari operasyonu sonucunda Mümtaz
Kotan gibi birçok önder kadro tutuklanmıştı. Yaşar Gündoğdu işkencede
katledilmişti. Ruşen Arslan ve İsmail Beşikçi zaten epeydir cezaevindeydiler.
Orhan Kotan yurtdışına çıkmıştı.
İzmir`de de Rizgari dergisi yazı isleri
müdürü Sefik Dündar ve Komal bürosu sorumlusu Nimet Zincir dahil olmak üzere
bir çok arkadaşımız daha Rizgari operasyonunda tutuklanmışlardı.
Dolayısıyla bu kitabın yayını dışarıda
kalan kadrolar için "her şeye rağmen çalışmalarımızı sürdürüyoruz, direneceğiz"
mesajı vermesi anlamında da çok değerliydi.
Kitabın önsözü “Tunceli Kanunu ve Dersim Jenosidi” dahil Beşikçi’nin yayın sırası bekleyen kitaplarının neden yayınlamadığının sorusuna açıklık getiriyor. Bunu okuyan hiç kimse yayınların aksamasının “anlaşılmayan nedenlerle” olduğunu söylemezdi.
"Açıktır ki, yayınevimiz İsmail Besikçi
ile ilgili olarak taşıyamayacağı kadar ağır yüklerin ve sorumlulukların
altındadır. Olanakları ve yetenekleri ölçüsünde bu yükü taşıma ve bu
sorumluluğun gereğini yerine getirme çabası içindedir. Ancak bunlar oldukça
yetersiz kalmaktadır. En azından, İsmail Beşikçi'nin yayın için sırasını
bekleyen kitapları yayınlanamamaktadır. Bunlardan TC'nin yakın tarihi ile
ilgili önemli birer siyasal belge niteliği taşıyan «Tunceli Kanunu ve Dersim
Jenosidi», «Cumhuriyet Halk Fırkası'nın Programı" gibi kitaplar yanında.,
"Özalp'te Katliam -33 Kurşun Olayı" «Kürdistan Üzerinde Emperyalist
Bölüşüm" gibi araştırmaları da yayınlayıp, tartışmaya sunamamaktayız.
Çünkü yasal yayın olanaklar tümü ile ortadan kaldırılmıştır. Matbaaların tümü
sıkıyönetim bölgeleri içinde kaldığı için, hiçbir matbaa KOMAL'ın kitaplarını
basmaya cesaret edememektedir. Çok çetin pazarlıklar sonucu basılabilen
kitapları dağıtmak mümkün olamamakta, kitapçılar bunları satmamaktadırlar.
Bunun yanında elinde ya da evinde bir kitap bulunan -niteliğine bakılmaksızın-
her okuyucu günlerce siyasi poliste işkenceye yatırılmakta, gizli örgüt
suçlamasıyla cezaya çarptırılmaktadır. (...) / Nisan 1980 – Komal”
Cunta döneminde Duisburg’da yayın
hayatına başlayan Dengê Komal’ın amacı Komal yayınlarının ajandasını devam
ettirebilmekti. İlk yayını da İsmail Beşikçi`nin “Unesco`ya Mektup”u dur. Bu da
zorlu koşullarda bile siyasi faaliyetlerinin ana konularından birinin
Beşikçi’nin olmasi, Komal – Rizgari çevresinin Hoca’yı sahiplenmedeki
duyarlılığının bir göstergesidir.
İsmail Beşikci’nin “Tunceli Kanunu ve Dersim Jenosidi” ile Orhan
Kotan’ın “Çağdaş Kürdistan Tarihi” isimli Komal kitaplarına ne oldu?
Hemen belirteyim ki bu kitaplar
“kaybolmadı” veya “kaybedilmedi”, yerleri ve akıbetleri biliniyor. Bu çalışmalara
1981 yılında Sıkıyönetim komutanlıklarının düzenledikleri genel bir arama
sırasında devlet tarafından el konuldu, gasp edildi.
1980 yılı Nisan ayındaki 1. Rızgari
operasyonundan sonra önder kadrolarından Orhan Kotan’ın güvenlikli bir alana
çıkarılmasına karar verilmişti. Kotan, önce Suriye alanına çıktı. Geçişin
güvenliği nedeniyle yanında herhangi bir evrak ya da çalışma götürmemişti. Çıkmadan
önce içinde kendi çalışmaları, Komal’da yayın sırası bekleyen kitaplar,
fotoğraflar vb. gibi çeşitli dokümanların bulunduğu bir koliyi bizzat
hazırlamıştı.
Bu koli, çıkışa en yakın bir alan olan
Mersin’de örgütlü bir arkadaşa teslim edilmişti. Bu görevi, güvenlik
bürokrasinin reflekslerini de yakından bilen Kadir Boztimur yoldaşımız
yürütüyordu. K,Boztimur, 12 Eylül darbesiyle kapatılmadan önce POL-DER Genel
Başkanıydı ve Sıkıyönetimce arananlar listesindeydi.
O süreçte Adana Sıkıyönetim Komutanlığı, herkesin evlere kapatıldığı
bir “Genel arama” yapıyor. Kendisine koli emanat edilen arkadaş, daha
güvenlikli olur düşüncesiyle koliyi bir çuvala koyarak evinin bahçesine
çıkarıyor, ancak çuval, arama yapan polislerin dikkatini çekiyor ve koliye el
koyuyorlar. Ev sahibi hemen Kadir arkadaşımızı arayarak haberi veriyor.
Kadir arkadaşımız hemen hiç
beklemeden bölgeye hareket etti; onun düşüncesine göre koli yerel polis
karakollarında ise, Pol-Der’li arkadaşları vasıtasıyla ulaşıp geri alabilirdi.
Hatta İl Emniyet Müdürlükleri seviyesine kadar bunu yapabileceğine güveniyordu.
Ne var ki sonuç alınamadı; Emniyet’in aramada ele geçirilen materyalleri
Adana Sıkıyönetim Komutanlığına sevk etmişti.
Buradan sonra bir yol daha kalmıştı; eğer kolinin hangi ilde, hangi Emniyet birimi veya savcılıkta olduğu öğrenilirse, o sırada Rizgari davasından tutuklu olan arkadaşlarımızdan birinin müracaat ederek koliyi sahiplenmesi sağlanabilirdi. Böylece materyaller “delil” olarak dosyaya dahil olacağı için Avukatların da bu içeriklere erişmeleri mümkün olabilirdi. Bu yöndeki çabalar sonuç vermedi ve koliye ulaşılamadı…
Bu kolide ayrıca 0rhan Kotan`in çok uzun süreden beri üzerinde çalıştığı "Çağdaş Kürdistan Tarihi"nin taslakları da vardı. Üstelik bunların arşivlerde başka bir kopyası da yoktu. Yine aynı yerde, KOMAL'ın yayın programında, RIZGARİ yazı kurulu gündemindeki bir çok yazı taslağı da bulunuyordu. Buradan kolaylıkla anlaşılacağı gibi, "Tunceli Kanunu ve Dersim Jenosidi "incelemesi birinci derecede önem verdiğimiz çalışmalar ve eserler arasında korunmaya çalışılmıştır.
Burada söz konusu kitap taslaklarına sahip çıkılmaması değil, tam tersine daha güvenlikli bir alana, yurtdışına çıkarma çabası vardır.
“Orgeneral Muğlalı Olayı ve 33 Kurşun” kitabı
Gürbüz’ün zikrettiği diğer bir konu da
“Orgeneral Muğlalı Olayı ve 33 Kurşun” kitabının da Komal’a verildiği ve onun
da “aynı akıbete” uğradığı, dolayısıyla bunun bir “tesadüf olamayacağı”; Komal
tarafından bilinçli bir engelleme çabası olduğu suçlamasıdır.
Komal olarak, Beşikçi’nin böyle bir
çalışması olduğundan elbette haberimiz vardı. Hakkında da konuşuluyordu. Fakat “33
Kurşun” kitabının yayına hazır haliyle Komal’a verildiğini hatırlamıyorum.
Çünkü bu kitap yayın kurulunun önüne hiç gelmedi, yayını hiç görüşülmedi. Eğer Orhan
Kotan’a verildiyse de çıkışa hazırlanan aynı kolinin içinde olmalı bu, sonuçta iki
farklı olay söz konusu değil. Bildiğim Beşikçi’nin bu kitabın taslağını okuyup
görüşlerini almak üzere, bu konuda ünlü bir şiiri ve detaylı bilgisi bulunan şair
Ahmed Arif’e verdiğidir. Ahmed Arif, kitabı inceleme sürecindeyken yine 1980’li
yıllarıdır; Beşikçi tutuklanmış, Komal kapatılmış, ilişkiler kesilmiştir.
Dolayısıyla Ahmed Arif’teki taslak da geri gelmez. [11]
Sonuç
Umarım yukarıdan beri yaptığım
açıklamalar “dönemin çok da iyi anlaşılmayan koşullarını” hatırlamak ve anlamak
için bir vesile olmuştur.
Bu, kendinden önceki ve sonraki
dönemlerde sıkça yaşanan, ne sadece Komal’ın ve ne de sadece Beşikçi’nin özel
olarak başına gelmiş bir zorbalık değildir. Yüzlerce dergi, gazete, yayınevi,
dernek, sendika, parti, insan hakları örgütlerinin; binlerce gazeteci, yazar,
aydın, sanatçı ve devrimcinin uğradıkları bir talan ve yok etme gerçekliğidir.
Sömürgeciliğin, faşizmin, militarist zorbalığın, ırkçı-şoven hegemonik sistemin
bu eylemlerinden ötürü, sistemi, gerçek failleri değil de; o saldırganlığın
hedefi olmuş kurumları, insanları suçlamak, sorumlu göstermek, ne bilim
yöntemine ne de siyasi etik kurallarına sığar…
Bu öykü vesilesiyle Komal’ın yayın
çalışmalarını, Beşikçi ile Komal’ın ilişkilerini, dönemin koşullarını
kronolojik bir sırayla ve tarihsel arka planlarıyla birlikte vermeye çalıştım.
Bunun sıradan bir yayın faaliyeti olmadığı, zorlu bir ideolojik ve siyasi
mücadelenin bir parçası olduğunun görülmesi önemlidir. Komal pratiği, Kürdistan
ulusal kurtuluş mücadelesinin zihinsel dünyasındaki köklü dönüşümünün hem
öznesi hem de tanığıdır. Hem kolektif ve hem de isimsiz kahramanları bulunan bu
mücadelenin bugünkü kuşaklara bıraktığı miras, karartılamaz, küçültülemez.
Sonuçta bu bilgilerin bugünkü ve
gelecek kuşakların, “Komal süreci” hakkında daha nesnel değerlendirmeler
yapmasına katkıda bulunmasını diliyorum. Eğer Kürdistan gerçekliğine doğru
tanıklık etmek isteniyor ve asıl olan “hakikat” ise, İBV’nin arşivini
yenilemesini, Komal’ın cevaplarını yayınlarında kullanmasını, İbrahim Gürbüz’ün
de söylemini bu bilgiler temelinde değiştirmesini umarım.
Koşulları oluşturulursa tarafların ve
dönemi bilen tanıkların da katılacağı kamuya açık bir toplantıda karşılıklı
konuşmanın da iyi olacağını düşünüyorum.
Recep Maraşlı
Ocak 2026, Berlin
[1] https://nerinaazad2.com/tr/columnist/ibrahim-gurbuz/27-eylul-2025ismail-besikci
[2] İsmail Beşikçi, “UNESCO’ya Mektup”, Dengê Komal, 1980
Duisburg
[3] Age. E yayınları, 1970, Ankara
[4] https://www.kurdipedia.org/files/relatedfiles/2023/518793/0002.PDF?ver=133382817619848134
[5] Age. Belge Yayınları, 1989
[6] Recep Maraşlı,“İ.Beşikçi’nin “12 Yıl 8 Ay Sonra İkinci
Önsöz”ü Üzerine Komal, 1990, Basel, Suiss Keza; Recep Maraşlı, “Diyarbekir
Rizgari Davasında Siyasi Savunma”, s.5, Komal, 1992, İstanbul
[7] “İsmail
Beşikçi ve Kürt Hareketi, Recep Maraşlı,”İsmail Beşikçi”,Derleyenler: O.Değer,
B.Ünlü, s221-279, İletişim Yayınları, 2011, İstanbul
[8] Ümit Fırat, “Beşikçi ile Yarım Asır”, “İsmail Beşikçi”
s.199, İletişim Yayınları, 2011
[9] “Dı Zındanê
da mırovekî Zana; Cezaevinde bir bilim adamı; A scientist in prison; İ:
BEŞİKÇİ”, Rizgari, 1979
[10] “Kürdistan üzerinde örgütlü devlet terörü ve İSMAİL BEŞİKÇİ, -Biyografi,
-Savunmalar, -Mektuplar”, Komal, 1980, İzmir https://recep-marasli.blogspot.com/2024/06/surpriz-kitap.html )






.jpeg)










.jpg)






Yorumlar
Yorum Gönder