AfD kapıya dayanmışken, Berlin'in seçimi...



Yarın Berlin Eyalet Parlamentosu ve Eyalet Başbakanı seçimi yapılacak. Anketlere göre Die Linke'nin (Sol Parti) adayı Elif Eralp kritik bir farkla önde gözüküyor. Sol Parti, NewYork seçimlerini kazanan göçmen kökenli sosyalist aday Mamdani'nin örneğini izliyor. Elif ERALP kazanırsa, ilk kez hem göçmen kökenli, ham kadın hem de bir sosyalist eyalet başbakanı olacak.

Eralp, 80'li yıllarda Almanya'ya göç eden sosyalist bir anne-babanın da evladı. Bu da onu sol siyasi göçmenler için önemli bir figür haline getiriyor.

(Tabi, eğer olursa Türk ve Alman ırkçılarının "TÜRKLER BERLİN'i ele geçirdi!" teranelerine bir süre kulak kapatmak zorunda kalacağız.)

Yarınki Berlin seçimleri oldukça kritik. Sağ-muhafazakar seçmenin, Sol Parti'nin kazanmasını istemedikleri için "stratejik oy" kullanmaları sürpriz sonuçlara örneğin (Almanya İçin Alternatif- Popülist Faşist parti) AfD'nin aradan sıyrılıp seçimleri olmasına yol açabilir. Çünkü ilk üç parti arasındaki oy oranı %18 ile 21 sarasında gidip geliyor. 1994'de İstanbul Belediye Başkanlığı seçimlerinde solun seçmen tabanı seçimi kazanmaya yeterkliyken: oyların 3 önemli aday arasında bölünmesi nedeniyle Refah Parti'li Recep Tayyip Erdoğan %25 ile sürpriz biçimde başkanlığı kazanmıştı. Hikayenin gerisini biliyorsunuz.

AfD'nin YÜKSELİŞİ

Sachsen-Anhalt eyaletinde % 43 oy alarak yönetime talip olan AfD ise, Berlin'de CDU ile yarışır durumda. Bu yüzden "AfD kapıya dayandı" ifadesini kullandım...

Almanya'nın politika sahnesinde AfD'nin önlenemez gibi görünen yükselişi, siyasi analizciler tarafından genelliklle Merkel döneminin "göçmen politikaları"na bağlanıyor.

AfD'nin göçmen düşmanı plan ve propagandası biliniyor. "Göcmen karşıtlığı"nın AfD'nin yükselmesinin temel movizayonu olduğunu düşünmüyorum. Örneğin AfD, Münih'te ve Köln'de %43 oy alabilir mi? Bütün karşılaştırmalı analizlere baktığımızda AfD'nin daha çok eski Doğu Almanya (DDR) eyaletlerinde, CDU ve SPD gibi merkez partilerinden uzaklaşan seçmenlerle, önceki faşizan hareketlerin tabanından oy devşirdiği görülüyor.

Bence gözden kaçırılan önemli bir ayrım burada, AfD'nin esas olarak Almanya'nın doğu eyaletleri politikalarının yarattığı hayal kırıklığı ve öfkenin önemli bir rolü olduğu.

Göç meselesi AfD'nin güncel mobilizasyon aracı; ancak Doğu-Batı eşitsizliği ve birleşmenin 35 yıllık toplumsal sonuçları ise bu mobilizasyonun neden Doğu Almanya'da Batı'ya kıyasla çok daha verimli bir siyasi zemine sahip olduğunu açıklıyor.

Almanya'nın "Doğu eyaletleri" politikasından kastettiğim şey: "Birleşme"den sonra Doğu Alman toplumunun statüsü; ücretlerden tutun, gelir adaletsizliği, sanayisizleştirme ve tarım kooperatiflerinin çökertilmesi, arazilerin-konutların yağmalanması, mesleki ve kültürel eşitsizlik, siyasal karar alma mekanizmalarında temsil gibi bir dizi sorunu kapsıyor.

1991 yılında Doğu Almanya (DDR), Federal Almanya tarafından alalacele ilhak edildiğinde büyük bir yağmaya uğramıştı. Halkın daha çok özgürlük beklentisi ile tüketim bolluğu, konforlu yaşam isteği Doğu Alman Markı'nın fiatının çok üstünde Batı Alman Markı ile satın alınması ile manipüle edilmişti.

Oysa Doğu'nun muhalifleri SED yönetiminin çöktüğü günlerde bile halen "özgürlükçü bir sosyalizm" deneyiminin mümkün olduğunu düşünüyorlardı. Birleşme, hele ilhak akıllarında yoktu..

Federal Almanya, "Birleşme-İlhak" sonrasında sadece DDR'in bürokratik kurumlarını değil, hızla sanayi alt yapısını, endüstrisini çökertme yoluna gitti. Birkaç yıl içinde vieruimli fabrikalar herabe haline geldi, kolektif çiftlikler çöp olmaya başladı.

Birleşme sonrasında Doğu Alman toplumunda yalnızca maddi kayıplar değil, biyografik ve sembolik değersizleştirilme deneyimleri de oluştu. Doğu'nun Üniversitelerini bitirmiş, mesleklerinde yükselmiş elamanları, prefesörleri, doktorları "denklik!" meselesine takılarak, hayatlarını taksi şöförlüğü yaparak kazanmaya çalışmak zorunda kaldılar. (Bizim göçmen kuşağındaki bir çok aydınımızın yapmak zorunda kaldığı gibi...)

Bugün Birleşik Almanya'nın hangi ekonomik, kültürel, sosyal veri haritasına bakarsanız bakın, doğu ile batı arasındaki keskin farkları (iki Almanya'yı) görürsünüz. Ücret, servet, mülkiyet, temsil, mesleki statü ve toplumsal tanınma farklılıkları... AfD ise siyasal veri haritasında Doğunun farklılığının somut yansımalarından biridir. AfD'nin Doğu Almanya'daki başarısı, partinin Almanya çapında büyümesinin motorlarından biri oldu diyebiliriz. Fakat Doğu'daki başarısının kendisi yalnızca sağ popülist ideolojisiyle değil, birleşmeden 35 yıl sonra hâlâ çözülememiş olan Doğu-Batı eşitsizliği ve "ikinci sınıf vatandaşlık" sorunlarıyla ilişkili olmalı.

Parti bu hoşnutsuzluğu popülist söylem ve manipülasyonla faşizan politikalara kanalize ediyor. Kitle tabanının hoşnutsuzluğu ile, AfDnin bunu hangi politikaya dönüştürdüğü aynı şey değildir. Hoşnutsuzluk AfD'yi mazur göstermez ama neden kitle tabanı bulduğunu anlamamıza yardımcı olur.

Doğu Almanya'ya ilişkin kolektif dezavantaj, siyasal yabancılaşma ve diğer kültürel/sağ muhafazakarlık birlikte AfD'ye yönelimi açıklamaya katkıda bulunur.

Bir başka yanlış çözümleme de AfD'nin Doğu'nun güçlü partisi PDS/Die Linke (Sol Parti) nin, inisyatif/kitle kaybı üzerine güçlendiğidir. Veriler bunu göstermiyor. Sol Parti'nin gösterdiği iniş-çıkışlar ve en son BSW'nin önemli miktarda oy alması ile ayrı bir dinamizme sahip. Güçlü bir sol protesto geleneği ile güçlü bir sağ/radikal sağ protesto geleneği post-DDR toplumsal zemininde birlikte var olabiliyordu.

AfD sol parti tabanından da bir miktar oy almış olabil ama onun esas yükselişi, Doğu-Batı Birleşmesinden sonra Almanyanın merkez partileri CDU, SPD ve FDP gibi partilere teveccüh etmişken, onların yerini artık AfD'nin alıyor olmasıdır. İçine zaten Batıya göre daha agresif olan faşist grupları da almış olarak...

Bir başka önemli ayrıntı da "yeni seçmen" kitlesinin davranışı. Bunlar muhtemelen DDR yönetimi altında hiç bulunmadılar, sadece birleşme sonrası toplumsal zemini deneyimlediler. Buna karşılık Doğu'nun genç seçmen kuşağı Batıdakilerin daha çok oranda merkezden uzaklaşıyor. Bu da Birleşik Almanya'nın "doğu politikalarını" sorgulamak için dikkate alınması gereken verilerden bir oluyor.

Berlin seçimleri tüm Almanya hem müthiş bir laboratuvar hem de simgesel bir önem arz ediyor. Çünkü Berlin, aynı zamanda DDR'in de başkentiydi ve Sol Parti halen Doğu mahallerinde ya iktidarda ya iktidar ortağı durumunda. Ama Doğu'da Linke ve AfD aynı anda güçlü olabiliyor.

Öte yandan AfD'nin yükselişini dünyadaki genel trentten ayrı düşünmek de yanlış olur. Örneğin ABD Başkanı Trump, açıkça AfD'yi destekliyor ve Alman siyasetçilerini AfD ile ortaklık yapmalarını tavsiye etmekten çekinmiyor. Keza Elon Mask gibi ekonomik olanakları güçlü biri Almanya için AfD'yli destekleme çağrısı yaptı. Satın aldı Twitter (X) Platformu, AfD'nin gönüllü reklam panosuna dönüşmüş durumda. Bloklasanız da bir biçimde her gün AfD propagandasına maruz kalmanız mümkün.

Bu dışsal destek seçmen kitlesinin nezdinde AfD'nin uluslararası meşruiyet göreceği, iktidar olabilme ihtimalini güçlendireceği olarak okunur. Sonuçta onu destekleme motivasyonu yaratır.

Sonuç olarak yarınki seçim sonuçları yalnız siyaseten değil, psikolojik ve sembolik olarak da önemli bir kırılmaya işaret edecek.

Yorumlar