RECEP MARAŞLI

ABD ve İsrail’in, İran’a karşı saldırı başlatması kaçınılmaz olarak İran Kürdistan’ındaki (Rojhilat) Kürt grupların nasıl bir tutum alacaklarını gündeme getirdi. ABD-İsrail ortak açıklamasında alt sıralarda bir olasılık “bir fırsat” olarak nitelenen “İran’da rejim değişikliği”, özellikle İsrail Başbakanı Netanyahu’nun rejimi devirmeleri için İran halkına yaptığı çağrı ile neredeyse ilk hedef gibi görünmüştü.
Eski İran tahtına oturma hevesleri güden Prens Rıza Pehlevi’nin “Molla rejiminin devrilmesi” için ABD’den yaptığı ajitatif çağrılar da rejim değişikliği tartışmalarını iyice alevlendirmişti. Haliyle tüm bu senaryolarda, İran’da toplumsal tabanı olan, örgütlülüğü ve savaşma kabiliyeti bulunan tek muhalefet dinamiği olan Kürt ulusal hareketinin alacağı tutum kritik hale geldi.
Trump’ın her zamanki gibi birbiriyle çelişen açıklamaları kafaları karıştırsa da; Rojhilat’taki Kürt gruplarının, durumu daha realist okudukları ve özellikle Rojava deneyiminden sonra ABD ile yeni bir ortaklık konusunda çok hevesli olmadıkları; “bekleyip görme”yi tercih ettikleri belli oldu.
Savaşın üçüncü ayına girdiği günümüzde, Hamaney dahil İran yönetiminin üst düzey askeri ve siyasi liderlerinin önemli kısmı öldürülmüş olmasına, İran’ın askeri alt yapısı çok büyük hasar almasına rağmen, İran’da bir rejim değişikliği olması yakın bir ihtimal olarak görünmüyor. Dahası Hürmüz Boğazı krizi, küresel bir ekonomik baskı yaratınca ABD, İran’ın mevcut rejimi ile yeniden görüşmeler yapmayı kabullenmek zorunda kaldı.
Dış müdahaleyle rejim değişikliği mümkün mü?
Sırf hava bombardımanı ile askeri hedeflerinin yok edilmesinin, bir ülkede rejim değişikliğini getirmeyeceği; karadan yapılacak kapsamlı bir işgal hareketiyle yönetime el konulsa bile, bunun ülkedeki toplumsal dinamikleri ortadan kaldırmaya yetmeyebileceği, birazcık tarih ve sosyal bilimlerle alakalı olan herkesin kabul edeceği bir gerçektir. Çok yakın bir örnek olarak Afganistan ortada duruyor: 10 yıl SSCB’nin, bir kaç 10 yıl da ABD’nin askeri işgal ve siyasi müdahalelerine rağmen rejim değişikliği tutmadı. Toplumsal tabanı çok zayıf zoraki hükümetleri desteklemek için kullanılan kaynaklara baktığımızda, en son ABD’nin arkasına bakmadan çekilmek zorunda kalması ve Taliban’ın yine Afganistan’a hakim olması öğreticidir.
İran için de benzer bir öngörü yapmak yanıltıcı olmayacaktır. Asıl soru şudur: İran’da rejim değişikliği olabilmesinin toplumsal dinamikleri var mıdır; hangi kesimler gerçekten ‘oyun değiştirici’ kapasiteye sahiptir?
İran’da rejimden hoşnut olmayan önemli bir toplumsal kesimin var olup sık sık kendisini alanlarda gösterdiğine tanık oluyoruz. Gençler, kadınlar ve seküler çevrelerin ağırlıkta olduğu bir muhalefet bileşimi bu. Molla rejiminin adeta boğucu geldiği, özgürlük ve istikrar arayan bu kesimlerin ciddi bir örgütlülüğe, birleştirici bir önderliğe sahip olup olmadıkları belli değil. Ne orduda ne bürokraside inisyatifi ele alıp iktidar gücü olacak alternatif bir yapı olduğunun işaretleri görülmüyor.
Beri taraftan, İran gericiliğinin beslendiği bir orta sınıf bağnazlığı ve geniş kitlelerin din hurafeleriyle hipnotize oldukları bir sosyal taban bulunduğunu da unutmamak gerek. Duvardaki nem ve küflerden oluşan bir görüntüyü “Hz.Mehdi”ye benzetip, duvarlarını yalamak için kuyruğa giren, izdihamlar yaratan kalabalıklardan bahsediyoruz. Liderlik kademeleri, ordusu, kurumları yok edilip tahribat görse de bu toplumsal tabanın kendilerini toparlamaları için çok daha fazla avantajları olacağını söyleyebiliriz.
Bu bakımdan, dış müdahale rejim değişikliği yolunu açacağı gibi kapayabiliyor da… İç çelişmelerin “ulusal direniş” anlayışıyla ertelenmesi de pekâla mümkündür. ABD-İsrail saldırısı sonucunda İran’da hemen bir başkaldırı bekleyenlerin tersine, bunun muhalefeti oto kontrole ittiğini, en basitinden “saldırganlarla işbirliği yapan fırsatçılar” olarak tecrit olmamak için özellikle alanlardan uzak durulduğunu söyleyebiliriz.
Rojhilat Kürdistanı’ndaki örgütlü güçler
Geriye İran’ın içindeki etnik/ulusal çatışmaların oluşturduğu gerilim alanları kalıyor. Bunun en dinamik, köklü ve konvansiyonel gücü Kürtlerdir. Uzun bir tarihsel dönem boyunca zengin bir mücadele mirası ve deneyimine sahipler. Simko Ağa’dan 1946 Mahabad Cumhuriyeti’ne, 1979’daki Qasımlo önderliğindeki direnişten 2022 Mahsa Amini ayaklanmasına kadar uzanan güçlü bir ulusal hafıza bu…
Yine de bu tarihsel deneyimlerin gösterdiği gibi Kürt toplumunun ulusal direnme potansiyeli her zaman yüksek olmakla beraber, bölge devletlerinin işbirliği ve İran’ın güçlü konumu nedeniyle bu başkaldırılar kalıcı bir statü elde etmeyi sağlayamadı.
Günümüzde de Kürt ulusal dinamiği kendi başına İran’la baş edebilecek güçte değil. Şu anda Rojhilat’ta, en eski iki yapı; 1945’den beri varlığını sürdüren PDKİ (Partiya Demokrata Kurdistan-İran / Kürdistan Demokrat Partisi-İran) ve 1969’da İran Komünist Partisinin bir kolu olarak siyasete giren Komala (Komela Şoreşgerê Zahmetkeşan Kurdistanê Îran / İran Kürdistanı Devrimci Emekçiler Grubu) halen askeri ve siyasi örgütlülüklerini koruyorlar.
Görece daha yeni ve PKK çizgisine yakın bir örgütlenme olan PJAK (Patiya Jîyana Azadê Kurdistan / Kürdistan Özgür Yaşam Partisi -2004) ve PAK (Partîya Azadîya Kurdistan / Kürdistan Özgürlük Partisi – 2014) siyasi askeri yapıları olan diğer örgütler…
Partilerin hemen hepsi de geleneksel yurtsever, milliyetçi veya Marksist, sosyalist geleneklerden gelen, bugün itibariyle ideolojik olarak ulusal demokratik talepleri öne çıkarmakla birlikte sosyal demokrat ve özgürlükçü siyasi yapılar olarak konumlandırabileceğimiz bir çizgideler.
İçlerinde siyasi ve askeri olarak en güçlü olan KDPİ ve PJAK’ın ülke içinde değişik oranlarda sosyal tabanları var ama fiilen bir “alan kontrolü”ne sahip değiller. Kadrolarının önemli bölümü Irak Kürdistan’ı Bölgesel Yönetimi alanlarında konuşlu. Askeri yapısı olan PAK da dahil, bu gruplar gerilla tipi eylemler yapabilir ama geniş çaplı bir kara harekâtı ya da bölge kontrolü kurabilecek güçte görünmüyorlar.
Rojava’nın aksine, lojistik olarak dışarıdan askeri destek alabilecek sürdürülebilir bir destek hattı Rojhilat’ta yok. Kadro ve önderliklerinin konuşlandığı ana üs olması nedeniyle, İran’a karşı askeri bir harekâta girişmeleri Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni de hedef haline getirecektir. Bu yüzden KDP ve YNK’nin İran’la doğrudan çatışmayı tetikleyecek faaliyetleri sınırlama eğiliminde olacağını söylemek yanlış olmaz.
Soru; ABD-İsrail’in İran’a saldırısı ve uluslararası dış koşullar bu kez İran yönetimi altındaki Kürtlere gerçekten güçlü bir fırsat sunabilecek midir? Irak’ta ve Suriye’deki Kürt özerkliği kazanımlarının geçirdiği badirelere bakılırsa kolay bir öngörüde bulunmak oldukça zordur. Hele SDG’nin en etkili müttefik olduğu Rojava’daki kazanımların Şam’daki “yeni” liderlere terk edilmesi yönünde ABD baskısı düşünülürse; Trump’ın günü gününe uymayan tutarsız vaatlerinin Rojhilat’lı hareketler tarafından ihtiyatla karşılanması kaçınılmazdı, öyle de oldu.
Tarihsel birlik adımı ve farklı yaklaşımlar
22 Şubat 2026 tarihinde, İran Kürdistan’ındaki örgütlü 5 Kürt siyasi partisi (PDKİ, PJAK, PAK, KOMALA ve Sazman-ı Xebat) ortak bir deklarasyon yayınlayarak “İran Kürdistanı Siyasi Güçleri Koalisyonu” adıyla birleştiklerini açıkladılar. Eğer bu birlik canlı bir organizma haline gelebilirse, Doğu Kürdistan’ın tarihinde önemli bir dönüm noktası olabilir.
Güç birliği manifestosunda vurgulanan şey: İran İslam Cumhuriyeti’nin meşru bir devlet olarak tanınmaması ve Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkı talebidir. Bu talep somut olarak bağımsızlığı ve ayrılmayı değil, kamusal alanda eşitlik, demokratik özerklik veya federal bir yapı olarak ifade edilmekte. Birlik, “Yeni İran”da dini devlet yapısına son verilmesini; İran’ın tüm halkları için seküler, kadın haklarına saygı gösterilen, demokratik ve federal bir yönetim talep etmektedir.
Birçok siyasi analist bu açıklamayı, Kürt gruplarının, ABD-İsrail’in saldırısına zamandaş olarak onların İran’a yönelik stratejik çıkarlarıyla ortaklık yapma arzusunun ilanı olarak yorumlandı. Bu, daha çok “Kürt ulusal hareketlerini” emperyalistlerle işbirliği yapma eğiliminde olan “etnik ayrılıkçılık” olarak damgalama eğilimine sahip çevrelerin bakış açısını yansıtıyor.
Halbuki Rojhilat’taki Kürt ulusal hareketleri ABD’nin İran’da CENTO gibi askeri paktlarla çok yakın müttefiki olduğu Şah’lı monarşi yıllarında da İran sömürgeciliğine karşı aktif mücadele halindeydiler. Bölgesel dengelerin hızlı biçimde değiştiği, İran rejiminin devrilmesinin de gündemde olduğu bir süreçte İran’ın en aktif muhalefet gruplarının siyasi duruşlarını belirlemesinden daha makul ve mantıklı ne olabilir? Federal bir yapı içinde demokratik bir İran talebi, mevcut koşullarda oldukça makul ve mantıklıdır. Herhalde yarım yüzyıldır liderliklerini suikastlerle ortadan kaldıran, kadrolarını vinçlerle idam edip cezaevlerine doldurulan Kürdistanlı partilerden, gerici Molla rejimine “bu zor gününde sahip çıkalım” bildirisi beklemek çok saçma olurdu!
Açıktır ki Suriye’de Rojava’nın kaderinin bölgesel jeopolitik dengeler nedeniyle değişmesi, Kürt aktörlerin dış politikalarda “milli çıkar” ile “bölgesel hesaplar” arasındaki hassas dengeyi yeniden düşünmelerini gerektiriyordu. Bu adım Kürt partilerinin bölgesel jeopolitik risklerin farkında olarak daha organize bir pozisyon alma arayışını, sadece dış aktörlere yaslanmak yerine, bölgedeki ve İran’daki kitlesel taleplere yanıt verecek bir strateji geliştirme zorunluluğunun farkında olduklarını da gösteriyor.
Bundandır ki diplomatik görüşmelerin ötesinde ciddi teklif hatta kışkırtmalara rağmen deklarasyona katılan Kürt partileri, fiili bir savaşa atılmak için acele etmeyip, savaşa angaje olmak yerine serinkanlı bir tutum takınmayı tercih ettiler.

İran’ın Kürt politikası; sorunu çözme, yönet!
1970’li yıllarda Kürdistan’ın dört parçaya bölünmüş statüsü “uluslararası sömürge” olarak tanımlanıyordu. Osmanlı’nın devamı olan Türkiye ve Pers İmparatorluğunun devamı olan İran, bölgesel hegemonya çabası ve yer yer rekabeti olan güçlü devletlerdir.
İran’ın geleneksel Kürt politikası, komşusu olan diğer sömürgeci devletlerden, özellikle de Türkiye’den oldukça farklı olmuştur. Hiçbir zaman Kürt halkının etnik kimliğinin reddedilmemesi, Kürt kimliği, dili ve kültürünün resmi olarak kabul edilmesi bir örnektir. Ne ki aynı şekilde Kürtçe’nin tanınması, eğitimde ve kamusal alanda eşit şekilde kullanımı anlamına da gelmemiştir. Sadece yerel girişimler ve kültürel bir unsur olarak varlığını sürdürür. Yani kültürel tanınma vardır ama kurumsal eşitlik yoktur. “Kürdistan” ismiyle resmi bir vilayet bulunur fakat herhangi idari bir özerkliğe sahip değildir.
İran’ın Kürt kimliğini inkâr etmeyen bir politika izlemesi, geniş tabanlı oluşu, radikallleşmeyi sınırladığı gibi, komşu ülkelerdeki Kürt gruplarla ilişkiye de elverişli bir zemin hazırlıyor diyebiliriz. Kürt örgütlenmeleriyle geliştirdiği pragmatik ilişkiler, yeri geldiğinde içerdeki Kürt örgütlenmelerine karşı kullanılabiliyor. Alandaki PJAK, KDPİ ve diğer yapılar arasında birleşik komuta olmaması gibi etkenler, İran’ın “sorunu çözmeden yönetme”sini mümkün kılıyor.
İran’ın Kürt politikasının “yumuşak karnı”, Kürt toplumuyla olan mezhep farklılığıdır. İran Kürtlerinin büyük çoğunluğu Sünnive bu durum İran İslam Cumhuriyeti’nin Şii merkezli ideolojisinin Kürt toplumunda karşılık bulmasını engelliyor. Hizbullah vb. gibi Sünni siyasal İslamcı örgütlenmelerin de Rojhilat’ta tabanı yoktur. Bu da İran merkezi otoritesinin Türkiye’nin aksine “din kardeşliği” retoriğini kullanmasını sınırlar. İran sistemi, mezhepsel farkı dengelemek için Kürt elitlerin bir kısmını bürokraside, yerel yönetimlerde, ticari ağlarda konumlandırıp sisteme entegre ederek, “pragmatik bir İrancı” kesim yaratmaya çalışır. Sünniler arasında bağımsız dini-siyasi hat gelişmesini sınırlamak için de din adamları üzerinde sosyo ekonomik ve siyasi baskı araçlarıyla tam denetim kurmayı önceler.
Sonuç olarak, İran’ın Kürt politikası Kürt siyasi taleplerini karşılamaya değil, düşük yoğunluklu ve kontrol edilebilir seviyede tutmaya odaklıdır.
Kürtlerin İran’daki ittifak zemini
Rojhilat Kürdistanı’nda ulusal hareketin motoru ulusal-demokratik, siyasal taleplerdir.
Kürdistan bölgesi Sünni-Şafi ağırlıklı olmasına karşın, Kirmanşah bölgesinde Şii ve Yarsan (Ehl-i Haq) inancından kesimler de bulunuyor. Ulusal hareketlerin güçlü seküler eğilimlere sahip olduğu da dikkate alınırsa, din birleştirici bir unsur olmaktan uzaktır. Buna karşın aynı zamanda ulusal bilinçleri de güçlü olan Sünni din adamlarının kontrol ettiği belli toplumsal ağlar söz konusudur; bu ise hareketin hızını ve sınırını etkiler.
Kürt ulusal hareketinin gerçek bir alan hakimiyeti sağlayabilmesi için, her zaman güçlü bir korunak olan dağları, kırsal alanları değil sadece, özellikle üç büyük kenti kontrol etmeleri beklenir. Kriz anlarında ise Mahabad, Sanandaj ve Kirmanşah kentlerinin tek tip değil birbirlerinden farklı tepkiler veren dinamiklere sahip olduğu görülmüştür. Kürt siyasal bilinci yüksek ve tarihsel hafızası güçlü bir kent olan Mahabad, her zaman hızlıca ve yaygın tepki vermeye hazırdır. Buna karşın Kürt hareketinin siyasi aklı ve örgütlenme merkezi olan Sanandaj’da daha kontrollü, örgütlü bir genişleme söz konusu olur. Kritik eşik ise Kirmanşah kentinin, çok etnikli kırılgan yapısı nedeniyle, çok temkinli ve geç tepkiler vermesidir. Bu üç merkez aynı anda ve aynı yönde hareket etmeden, Rojhilat’ta kalıcı bir dönüşümün oldukça zorolacağını söyleyebiliriz.
İran bürokrasisi ve ticaret ve güvenlik alanlarında önemli temsil imkânları olan Azeri elitlerinin, ayrılık-özerklik gibi taleplerden ziyade daha çok statükoyu koruma refleksleri ağırlıktadır. Azeri etnik faktörünün, İran devletinin bütünlüğünü savunma, hangi tür rejim olursa olsun iktidarla olan çıkar bağlarını riske atmama gibi nedenlerle Kürt taleplerine karşı sert bir ideolojik duruşu olduğunu, bu tür çatışmalarda daha çok merkezi otoritenin yanında yer alacağını öngörmek yanlış olmaz. Türkiye-Azerbaycan politikalarıyla senkronize olma eğilimi de başka bir parametre…
Kürtlerle benzer siyasi bir kadere sahip olan Beluçlar ise Kürdistan’a coğrafi olarak oldukça uzak bir alanda İran-Pakistan sınırıyla bölünmüş olarak yaşıyorlar. Gittikçe güçlenen siyasi bir dinamizme sahip olmalarına karşın, görece az bir nüfusa ve zayıf bir ekonomik alt yapıya sahipler.
Kürt bölgeleriyle temaslı olarak yaşayan (Asuri/Nasturi, Ermeni gibi) Hıristiyan toplulukların, hem tarihsel deneyimleri hem kendi güvenlik ve mevcut azınlık haklarını savunamama, kaybetme riski gibi nedenlerle Kürt ulusal hareketine mesafeli ve temkinli bir yaklaşımları var.
Tüm bunlar, dolaylı olarak Kürt hareketinin geniş ittifaklar kurmasını zorlaştıran etmenler durumundadır.
Sonuç olarak; İran Kürdistan’ında sürdürülebilir, savunulabilir bir federalist çözüm olabilmesi, sadece bölgesel dengelerin dış etmenlerle değişmesiyle değil, aynı zamanda içerideki muhalif toplumsal kesimlerin, çekirdek dinamiklerin uygun biçimde hizalanmasına bağlıdır. Kürdistan ulusal demokratik güçleri İran’da demokratik değişimin başlıca motor güçlerinden biridir. Paradoks şurada ki değişimden yana olan muhalefetin tıpkı Türkiye’deki gibi birbirlerini bloke eden duruşları söz konusudur ve bu gerici iktidarların en önemli avantajıdır…
06.05.2026
https://www.kovaradilop.net/2026/08/15/rojhilat-ve-gelecegi/
Yorumlar
Yorum Gönder