İRAN'IN ve ROJHİLAT'IN GELECEĞİ...

1979, İran İslam devrimi muhafızları, Sanandaj'da Kürt oirenişçi gençlerini kurşuna diziyor.

ABD/İsrail'in, İran'a saldırısının resmi olarak açıklanan ilk üç hedefi rejimin Nükleer kapasitesini yok etmek; İsrail'e yönelik füze tehdidini ortadan kaldırmak; rejimin askeri ve siyasi komutasını felç etmek; son sırada ise "rejim değişikliğinin önünü açmak" belirtiliyor.
Bu ilk üç hedefe zaten şimdiden büyük oranda ulaşıldığını, daha da gelişeceğini tahmin edebiliriz. Hava üstünlüğü olmayan bir ülkenin askeri olarak kendini koruma şansı yoktur.
"Rejim değişikliği"ne gelince..
Zaten ABD/İsrail bu amacı en sona bırakmış ve çok temkinli bir dil kullanmaktadırlar. "Bizim işimiz bittiğinde yönetimi ele almaları için İran halkının eline büyük bir tarihi fırsat geçmiş olacak" diyorlar.
Bu da rejim değişikliği için herhangi bir harekata / riske girişmeyecekleri anlamına geliyor. Kendileri için rasyonel bir tercih diyebiliriz.
Zaten bir ülkenin rejimini ne havadan bombalayarak, ne de karadan işgal gücüyle değiştiremezsiniz.
Bunun en yakın tanığı AFGANİSTAN'dır. 10 yıl SSCB'nin, bir kaç 10 yıl da ABD'nin askeri işgal ve siyasi müdahalesi, sosyal tabanı çok zayıf zoraki hükümetleri desteklemek için kullanılan kaynaklara baktığımızda bugün ABD arkasına bakmadan çekilmek zorunda kaldığında Afganistan'ın hakimi yine TALİBAN olmuştur.
Keza Suriye'de Esad rejimi hava bombardımanlarına, 14 yıl süren iç savaşa rağmen ayakta kalabildi. Oysa birkaç ay, ve belki bir-iki yıl vade biçiliyordu. Tabiki bunda Rusya ve İran'ın aktif desteği, IŞID'araya girerek dikkatlerin buraya yoğunlaşması gibi DIŞ nedenler var. ESAD'ın ayakta kalmasının kendi gücü olmadığı ortaya çıktı. Kendi ateşli yandaşlarının da açıklayamadığı biçimde bir kaç gün içinde buhar oldular!
Irak'taki süreç ise daha farklı bir yol izledi. Örneğin ABD'nin İran'ı sınırlamak için de yapıldığı söylenen Irak işgali, en çok İran'ın işine yaradı. Müdahale sonuç itibariyle İran'ın resmen Irak'ta iktidar ortağı olmasını sağladı. Oradan milislerini daha rahatlıkla hareket ettireceği bir ortama kavuştu.
Aynı öngörüyü İRAN için de yapabilir miyiz?
Rejim değişikliğini belirleyecek olan asıl güç İran toplumunun İÇ DİNAMİKLERİ'dir. İran'da böyle bir iç dinamik var mı? Evet, toplumun önemli bir kesiminin Molla rejiminden boğulduğu, özgürlük ve refah istediği görülüyor, fakat bu kesimin siyasi bir ÖRGÜTLÜLÜĞÜ ve ÖNDERLİĞİ olduğu gözükmüyor. Ne Orduda, ne bürokraside böyle karışık zamanlarda inisyatifi ele alıp iktidar gücü olacak bir yapıları olup olmadığını bilmiyoruz. Büyük ihtimalle de yoktur...
Beri taraftan İran gericiliğinin beslendiği bir orta sınıf bağnazlığı ve geniş kitlelerin din hurafeleriyle hipnotize oldukları bir sosyal taban olduğunu da görüyoruz. Duvardaki nem ve küflerden oluşan bir görüntüyü "Hz.Mehdi"ye benzetiip, duvarlarını yalamak için kuyruğu girip, izdihamlar yaratan kalabalıklardan bahsediyoruz. Liderlik kademeleri, ordusu; kurumları yok edilip tahribat görse de kendilerini toparlamaları için çok daha fazla avantajları olacağını söyleyebiliriz.
Eğer yeni iktidar yapıları oluşursa, bunların dünyayla, kendi toplumuyla nasıl yeni ilişkiler kuracağı ise şu anda kimsenin öngöremeyeceği bir muamma. Belki de kapalı İran toplumunun içinde neler barındırdığını bu vesileyle öğreneceğiz.
Bu arada "ŞAHLIK" hevesiyle kendine payeler biçen Prens Pehlevi'nin sosyal medyadaki atıp tutmalarına gülmek mi ağlamak mı lazım bilmiyorum.
Dış müdahale rejim değişikliği yolunu açacağı gibi kapayabilir de... İç çelişmelerin "ulusal direniş" anlayışıyla ertelenmesi de pekala mümkündür.
Geriye İran'ın içindeki etnik/ulusal çatışmaların oluşturduğu gerilim alanları kalıyor. Bunun en DİNAMİK, köklü ve konvansiyönel gücü KÜRTLER'dir. Beluci halkı ise biraz daha izole bir alanda ve görece daha az etkili bir durumda sanıyorum.
Şu günlerde Kürdistan bölgesinde askeri hareketlilikler görülüyor. Şu halde bir soru da İRAN KÜRDİSTAN'ı nın geleceğinin ne olacağıdır. Kürtlerin her anlamda 1945'in de 1979'unda koşullarının çok ilerisinde olduklarına kuşku yok.
Konu şu ki KÜRTLERİN durumu, kendi başlarına İran'la baş edebilecek güçte değildir. 1979'da Şahlık rejimi devrildiğinde ilk 3 yıllık dönemde KDP-İ, KOMALA ve bağlaşıkları tarafından savunulan otonom alanlar; Humeyni rejiminin kendini toparlamasının ardından yürüttüğü askeri harekatla yenigiye uğratıldı. 10 binden fazla peşmerge hayatını kaybetti. 1.200 sivil, isyana yardım ettikleri gerekçesiyle kurşuna dizildi. O zamanlar, şimdiki gibi kimse sivil kayıpların hesabını tutmuyordu bile.
İran rejimi, daha sonra Kürt Otonomi direnişinin önderleri Abdurrahman Qasimlo'yu Viyana'da, Dr.Sadıq Şerefkendi ve arkadaşlarını ise Berlin'de suikastlerle yok etti...
İran Kürdistan'ı 2. Dünya savaşının bitme günlerinde de böyle bir süreçten geçmişti. KDPI, SSCB'nin desteğiyle 1946'da bağımsız MAHABAD Cumhuriyetini ilan etti. Bu konjonktür de bu günleri andırıyor, müttefik güçler (SSCB, ABD) önlem olarak İran'ı işgal etmişlerdi. Savaş resmen sona erdiğinde ise yeni İran yönetimi MEŞRU İKTİDAR olarak SSCB ve ABD tarafından tanınınca Mahabad Cumhuriyeti'nin de sonu geldi. Qazi Muhammed ve arkadaşları İran tarafından idam edildiler...
Ki günümüzde Rojava'nın özerkliğinin Suriye merkezi yönetimine feda edilme senaryosu da birçok yanıyla buna benziyor.
Şu halde bugüne baktığımızda İran'daki iç iktidarı kırma konusunda ASKERİ, siyasi ve toplumsal olarak potansiyele sahip olan TEK GÜÇ KÜRTLER olarak ortaya çıkıyor. Nitekim İran Kürdistan'ındaki örgütlü 5 Kürt partisi (PDKI, PJAK, PAK, KOMALA ve Sazman-ı Xebat) ortak bir deglerasyon yayınlayarak “İran Kürdistanı Siyasi Güçleri Koalisyonu” adıyla birleştiklerini açıkladılar.
Bu çok önemli birliğin ortak açıklamasında vurgulanan şey: İran İslam Cumhuriyeti'nin meşru bir devlet olarak tanınmaması ve Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkı talebidir.
Bu birlik, YENİ İRAN'da dini devlet yapısına son verilmesini; İran’ın tüm halkları için seküler, kadın haklarına saygı gösterilen, demokratik ve federal bir yönetim talep etmektedir.
Kürt bölgelerinde ise Kendi kaderini tayin hakkının ifadesi olarak demokratik özerklik veya benzeri bir siyasi statü isteniyor.
Gayet makul ve mantıklı bir duruş...
İran'daki iktidar kaybının önemli bir etkisi de Kürt ulusal demokratik hareketleri üzerindeki gerilimli gölgesinin kalkması olabilir. Irak'a karşı yürütülen ulusal mücadele 1960'lı yıllar boyunca İran'ın lojistik arka plan desteğine ihtiyaç duydu, Monarşi bunu hem kendisine karşı Kürt ulusal hareketini bastırmak, hem de KDP üzerinde vesayet kurmak biçimde ikili bir fayda ile kullanıyordu. Örneğin Irak'taki Özerklik anlaşması, Şah'ın 1975 Cezayir'de Saddam'la antlaşması sonu büyük bir yenilgi ile sonçlanmıştı.
Iran her zaman bu "arka bahçe" rolünden Kürt partilerini manipüle temek, vesayet ve gerilim gölgesi altında bırakmak biçiminde yararlandı. Kürt ulusal hareketi üzerinden İran gölgesinin kalkması bile en azında 3 parçadaki ulusal birliğin somut bir işbirliğine, kurumlaşmasına yarayabilir.
Sonuç olarak, Kürt ulusal demokratik güçlerinin kimsenin ileri veya orta vade hesaplarının içinde olmadan, kimsenin "askerliğini" yapmadan; kendi ÖZGÜRLÜK ajandalarına yoğunlaşmalarının önemine işaret etmek isterim. Kuşkusuz bu sonuç itibariyle İran'da yeni ve demokratik bir yönetim inşası için olumlu etkiler yapacaktır.
Bakalım İran halkı ne diyecek?



Fotoğraf: 1979, Senandaj'daki Kürt direnişçiler İran İslam devrimi muhafızları tarafından kurşuna diziliyor...
1979 yılında yayınlanan Rizgari Dergisi 9. sayının kapağında bu fotoyu kullanmıştık. Arka sayfa'da ise "Humeyni, kanlı ellerini Kürdistan'dan çek! " yazılıdır.


Yorumlar