KÜÇÜK ve KEMALİZM

Dün vefat eden Prof. Yalçın Küçük'ün, bir vesileyle;

“Biz Kemalizm'i aşmıştık, AKP bizi yeniden Kemalist yaptı." diye bir sözü olduğu yazıldı sosyal medyada.
Bu sözün doğru ve yanlış yanları var.
Doğru yanı, AKP iktidarı döneminde, 70'li yılların hızlı Marksist-Leninist, proleter devrimci, sosyalist birçok kadrosunun yine aynı şekilde hızlıca KEMALİZM savunusuna geçtikleridir.
Yanlış olan ise, bahsettiği kesimlerin Kemalizm'i aştıkları iddiasıdır. Hayır, Küçük'ün kendisi dahil bu kesimler Kemalizm'i hiçbir şekilde aşmamışlardı. Sadece eski konforlu, güvenli alanlarına geri çekildiler. Asıllarına rücu ettiler diyelim.
1968 Avrupa'sında yayılıp, dünyayı sarsan ve Türkiye'yi de etkisi altına alan devrimci dalga, sosyalist siyasal düşüncenin, Marksizm'in prestijini olağanüstü artırmıştı. Sosyal ve siyasal hareketliliğin merkezi Marksist sol'du.
Türkiye'nin elitist (seçkinci), Kemalist aydınları, akademilerde, gazete ve dergilerdeki konforlu kariyerlerinin gençliği hareketlendiren bu devrimci ama aynı zamanda bütün sosyal-siyasal meseleleri yeni bir bakışla çözümlemeye çalışan devrimci dalga karşısında paniğe kapıldılar. Hatta "aşağılık kompleksine kapıldılar" da diyebiliriz
Dolayısıyla önce MDD ve Yön hareketlerinde var olan "sol Kemalizm" parlatılmaya çalışıldı. Ardından da ucundan kenarından Kemalist dönemi eleştirme zorunluluğu duymaya başladılar. Bunlar öze ilişkin eleştiriler değildi; "anti-emperyalist karakterini koruyamadığı, İzmir İktisat Kongresi ile yön değiştirdiği, halka mal edilemediği, üst yapı devrimciliği olarak kaldığı gibi" steril eleştirilerdi.
Ardından Marksist literatüre geçiş yapıldı ama bütün teori ve pratikte yaptıkları Türkiye'nin yapısal durumunu, kuruluş kodlarını ve Kemalizm'i aklamaktı. Hayali bir Lenin-Atatürk dostluğundan başlayıp, Sovyet teorisyenlerinin "Anadolu devrimi" hakkında yazdıklarına sığınmaya kadar giden bir hattı savunuyorlardı.
Yani Kemalizm'i aştıkları falan yoktu. Kendilerini ve Kemalizm'i o günün şartlarına uyarlayıp "sol içi" bir meşruluk kazandırmaya çalışıyorlardı.
Kemalizm'i teorik olarak cesaret ve doğrulukla eleştiriye girişmiş nadir kişi, genç yaşına rağmen İbrahim Kaypakkaya oldu sadece. Bugün onun ardıllarının bir kısmının da, Kaypakkaya'nın karizmatik ve direngen kişiliğine saygı ve bağlılıktan dolayı Kemalizm eleştirisini sahiplenseler bile; güncel siyasal pratiklerde Kemalistlerden pek de farklı düşünüp davranmadıklarını görmek şaşırtıcı olmaz.
Haliyle sosyalizmin, Marksizm'in uluslararası krizini aşamaması, eski prestijini kaybetmiş olması koşullarında Küçük'ün "biz" dediği kesimlerin daha ateşli biçimde güvenli korunaklarına çekilmeleri işten değildi.
Kemalizm onlar için NEDEN BİR KORUNAKTIR?
Çünkü Kemalizm sayesinde hem solcu, devrimci, ilerici, aydınlanmacı geçinip, hem de Türkiye Cumhuriyetinin bütün illetli-gerici bünyesini savunarak egemen sistem ve iktidarlarla güçlü varoluş bağlarını sürdürmek mümkün olmaktadır. Sistemin eleştirisi ve reddi üzerine durması gereken sosyalist sola karşı, Kemalist sol bütün söylemini TC'nin sömürgeci-kapitalist sisteminin savunusuna harcıyor.
Korunaktır; çünkü bunlar aşırı derecede fanatik, kimi zaman örtük ama MUTLAKA TÜRK Milliyetçisidirler. Örneğin Kürtlerin ulusal demokratik haklarını kazanmalarından, Ermenilerin, Rumların Pontusların, Asuri-Süryanilerin, Lazların (hasılı Türk olmayan herkesin) kendi kimlik ve kişiliğini ; bırakalım kendileri kadar olmasını, biraz cesaretle savunmalarından korkunç ÖFKE ve KİN duyuyorlar. Onlardaki "BÖLÜNME" fobisi kimseyle kıyaslanamaz.
Dolayısıyla "ulusal sorunların" tartışıldığı, çözüm arandığı her platformda mutlak KEMALİST'tirler.
SOL söylemle yakınlıkları onların DEVLETÇİLİĞİNDEN ileri geliyor. DEVLET savunusunu, devrimcilik, anti-emperyalizm, solculuk olarak görüyorlar. Devletin ekonomiyi merkezi biçimde denetleyip yönetmesi, eğitimi, kültürü, bilgiyi, teknolojiyi tekeline alması...
Çünkü onlar kendilerini, devleti yönetmesi gereken, YOL GÖSTEREN, halkı AYDINLATAN, SEÇKİN; yönetici bir SINIF olarak görüyorlar. Bu tanım sosyalist literatürdeki ÖNCÜ KADRO, öncü parti diskuruna çok benziyor.
Bir farkla ki SINIF değil, daha geniş tabakaları da içine alan HALK kavramını tercih ediyorlar. Halkı yönetmek, halkı eğitmek; Sınıfa karşı BUYURGANLIK, halka karşı BUYURGANLIK! Şunu söylerler: “Halka rağmen, halk için!..”
Bu halkçılık her zaman olduğu gibi birbiriyle zıt iki yüze sahip; Birisi gerçekte HALK'ın kendisinden nefret eder, tiksinir; onları adam olmaları için zorlanmaları gereken bir sürü olarak görür. Diğeri; HALKIN dalkavukça yüceltilmesi, olmayan üstün vasıflara övülmesi... Böylece halkın teveccühünün kazanılacağını zannetme...
(Maço erkeklerin, kadınlara abartılı, gösterişli ve yersiz iltifatlar yağdırarak, onların gönüllerini kazanacaklarını, böylece feminist eleştiriden, sorunun özüne ilişkin sorumluluk almaktan kaçınacaklarını sanmaları gibi...)
Bu seçkinler sınıfı TC devletinin, kuruluş kodlarının TEHLİKEDE olduğu korkusuna kapılınca daha fanatik bir hal alıyorlar. Çünkü Kemalizm onlar için her zaman güvenli bir sığınaktı. Aşıp özgürleşmeyi hiçbir zaman düşünmediler veya isteyenler olduysa da beceremediler...

Yorumlar